Köşe Yazıları

Nijer’de Yaşamak, Hayatta Kalabilme Savaşı Vermek Demek!

Dünyanın en fakir ülkeleri sıralamasında ilk başlarda yer alan Nijer, açlık ve susuzluğun pençesi altında. Geçtiğimiz yıllarda daha belirgin bir şekilde artan açlık, susuzluk ve birçok salgın hastalık, bir an önce Nijer’le ilgili önlemler alınması hususunda kırmızı alarm vermiş durumda. Türkiye’den bölgeye gönüllü sağlık hizmeti vermeye giden Hisar Intercontinental Hospital’ın doktorlarından Kader Gürses, sorularımızı yanıtladı.

 

MT: Herkes Somali’ye yardım götürme telaşında ama siz Nijer’e gittiniz. Ulaşım çok zor oldu mu? İzlenimleriniz neler?

Afrika’ya ulaşım zor, orada bir şeyler yapmak daha da zor. Somali ile pek çok kişi bunu öğrendi. Ancak Somali’de güvenlik problemi nedeni ile yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak da zor. Nijer ise neredeyse Afrika’nın tam ortası. Nijer ile çevre ülkeler arasındaki giriş çıkışlar ise zor ve katı kurallara bağlı değil. Bu sayede hastaların Nijerya’dan, Çat’tan, Etiyopya’dan buraya ulaşma imkanları var.

Hatta Nijerya’dan gelmek için pasaport, vize gibi işlemlerle bile uğraşmıyorsunuz. Bu nedenle Nijer’in iç bölgelerindeki Tessaoua denilen şehri seçtik, çünkü buraya ulaşım nispeten daha kolay. Önceden Nijer’e Libya ve Mısır üzerinden direkt seferler varmış ama şu an oralar problemli olduğu için Fas’tan dolaştık. Fas’a kadar 5 saatlik bir uçuştan sonra, aktarma yapıp 4 saatte Nijer’e uçtuk.

Oradan da 18 saatlik bir kara yolculuğu yaptık. Sonuçta çok masraflı ve zahmetli işler. İşte bu yüzden ancak 4-5 kuruluşun ortak katkısı ile bir yardım organize edilebiliyor. Bu yolculukta bir devlet kurumu olan TİKA da dâhil 6 dernek yardımı ile yapılabildi.

 

nijer-hastaMT: Bölgedeki hastanelerin durumu nasıldı?

Bölgedeki hastaneler bizim “hastane” deyince aklımıza gelen gibi değil; tek katlı binalardan oluşan, dağınık halde bir yapılanma var. Nijer’de 52 bin kişiye bir doktor düşüyor ama doktorların çoğu başkentte olduğu için kırsalda 200- 300 bin hastaya iki doktor düşüyor. Bu şartlar altında nasıl verim sağlanabilir? Güney ve Kuzey Afrika’daki gelişmiş ülkeleri saymazsak Orta Afrika’nın durumu neredeyse Somali kadar kötü.

 MT: Orada en sık görülen hastalıklar neler?

En büyük problem bulaşıcı hastalıklar. Sıtma, kolera, tifo… Bizim burada adını unuttuğumuz bazı hastalıklar oranın çok büyük problemleri. Doğan çocukların çok büyük kısmı sıtmadan ölüyor. Biz de korunmak için Türkiye’den ilaç alarak gitmiştik ama gittiğimizin üçüncü günü sıtma olduk. Oradaki insanlar bu duruma artık alışmış. Nijer, dünyadaki doğum oranı en yüksek olan ülke. Kadın başına doğum oranı düşükleri saymazsak 8- 9 civarında.

Bu kadar doğumda çocukların çok azı hayatta kalabiliyor. Ölen çocukların çoğu 0- 5 yaş aralığında. İnsanlara ne olduğu, ya da neden öldüklerini bulma şansınız yok. “Neden öldü” diye sorduğumuzda; “karnı şişti öldü” diyorlar. Karın şişmesi bizim siroz dediğimiz karaciğer yetmezliği. Ülkede kardiyolog, kalp ve beyin cerrahı yok. Hastalıkların boyutlarını siz düşünün. Kanalizasyon sistemi ülkenin hiçbir yerinde yok. Başkentteki hastane dışında tüm hastaneler geceleri kapalı.

 

nijer-hasta2MT: Sizin gördüğünüz enteresan vakalar var mı?

Çok ilerlemiş vakalar var. Orada sağlık hizmeti yok denecek kadar az. Koruyucu yardımlar da olmadığı için, “Bu nedir” diye şaşırdığımız, ilk kez görüp teşhis koyamadığımız çok vaka oldu.

Çünkü Türkiye’de insanlar sağlık hizmetinden yararlandıkları için biz bu tür vakaların ilerlemiş hallerini görmüyoruz. Orada tetkik şansı da olmadığı için tahminde bulunduğumuz çok vaka var. Yardım edebildiklerimiz sınırlı.

Kocaman guatrlar var, neredeyse iki avuç büyüklüğünde. İnanılmaz ilerlemiş fıtıklar ve lipomlar var. Bir tane yağ bezesi geldi,  adamın boynunda çıkmış, beline kadar inmiş. 10 kiloluk bir yağ bezesinden bahsediyorum. Onu çıkarttık. Bunlar hayat kurtarıcı şeyler değil belki ama hayat kalitesini yükselten şeyler. 1- 2 senelik kırıklar, açılmış kapanmamış yaralar var. Nasıl yaşamış bu insan dediğimiz çok vaka gördük.

 

MT: Çevresel koşullardan, yaşam şartlarından bahsedebilir misiniz? Nasıl besleniyorlar?

İnsanlar beslenmiyor, sadece karınlarını doyurabiliyorlar. Mısıra benzeyen,  onların “milet” dedikleri , bizim kuş yemi dediğimiz bir yiyecekleri var, bir miktar karbonhidrat içeriyor. Protein oranı çok düşük, besleyici özelliği zayıf bir yiyecek.  Bunu ekiyorlar ve bütün sene yedikleri hemen hemen bundan ibaret .

Hatta hayatı boyunca başka bir şey yememiş insanlarla karşılaştık. Patates, soğan ve makarna bulabildiğiniz diğer yiyecekler. Köylerde durum daha da kötü. Şehir dediğimiz yerlerde tuğladan binalar var. Köylerdeki evler  bildiğimiz sazdan yapılıyor. Orada  1- 2 km öteden  getirdikleri suyu içiyorlar.

İnsanlar tarımı bilmiyorlarSadece  hayatta kalabiliyorlar. Toprağı eşip tohum atıyorlar, es kaza çıkarsa onları yiyorlar. Besin eksikliğinden kaynaklanan hastalıklar da var. Çevre şartları ise gerçekten anlatılamayacak kadar kötü.

 

Orada güçlü olan ayakta kalıyor..zayıf olan ölüyor.

MT: Götürülen yardımlar hep taşıma şeklinde mi? Orada oluşturulmuş bir düzen var mı?

nijer-halkOrada tıbbi malzeme yok. Daha önceden götürülmüş göz cihazları, bir takım el aletleri, diş malzemeleri vardı. Buradan giden ekiple o malzemelerle çalıştık. Siz yardım etmeye gidiyorsunuz, devlet sizin yardım etmenizi kabul ediyor fakat kalıcı bir yapılanmaya izin vermiyor.

Bunun mantıklı bir açıklaması yok. Ayrıca sağlık hizmeti götürürken sadece devletle değil, hastalarla ilgili de ciddi problemler çıkıyor. O kadar ilerlemiş vakalar var ki ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.

Nijer’de kadınların hayatı çok zor!

MT: Siz ne gibi çalışmalar yaptınız? 

Biz 10 gün kalabildik. Yolculuk 14 gün ama uzak olduğundan 4 gün yolda geçti. İki ayrı hastanede çalıştık. Bir kısmında göz ve çocuk, diğer hastanede cerrahi ameliyatlar, poliklinik müdahaleler yaptık. 340 katarakt ameliyatı, 9 tanesi de acil olan 220 diğer branş ameliyatı yaptık. Acil vakalardan yaptığımız ameliyatlar;  apandist , gangrene olmuş fıtık, sezeryan, batın apsesi …vb gibi.

1500’e yakın diş çekimi yaptık. 5000’in üzerinde kulak burun boğaz, dahiliye gibi poliklinik hizmeti verdik. Nüfusun %25’i katarakttan muzdarip. Ekvatora çok yakın olduğu için, yerler kum ve yansıyan ışıktan doğal olarak katarakt kaçınılmaz. Hatta doğuştan kataraktlar var, oranın insanlarında genetik olmuş neredeyse. Aşırı doğum yüzünden uterin prolapsus ve vezikovaginal fistüller çok görülen durumlar…

Bunlar, halledilebilir hastalıklar ama orada bu yüzden ortaya çıkan çok ciddi bir sosyal problemler de var; kadınlar dışlanıyor. Özellikle vezikovaginal fistüller nedeniyle, sürekli idrar kokuyorlar ve kişisel temizliklerini yapamıyorlar. Bu kadınlar aileleri tarafından dışlanıyor, sokakta kalıyorlar. Bunlar 200 bin civarında. Dünyada rahim sarkması olan 400 bin kadın olduğu düşünüldüğünde, bunların sadece yarısı Nijer’de! 10 günde 26 tane rahim sarkması ameliyatı yaptık.

Ameliyatı yapan hocamız Vakıf Gureba’dan Prof. Dr. Şinasi Yavuz ÖNOL, Türkiye’de 1 yılda bu sayıda ameliyat yaptığını söyledi. Bu sadece bize ulaşabilen ve bizim yapabildiğimiz sayı. Dahası var. İnsanlar ölüme o kadar alışmış ki… Bir tane çocuk getirdiler; erken doğmuş, hasta sanıyorlar ama bize geldiğinde çoktan ölmüştü. Biz nasıl söyleriz diye düşünürken durumu izah ettikten sonra annesi çocuğu aldı ve gitti.

Ağlama, üzülme belirtisi yoktu. Biz neden tepki göstermediğine şaşırırken, onlar bizim şaşırmamıza şaşırdı! Rahim sarkmasıyla gelen insanlara soruyoruz neden bu kadar çocuk yaptıklarını, diyorlar ki “zaten çocuklar ölecek, çok doğurmazsak nüfusumuz azalacak” şeklinde ters mantık var orada.  

nijer-halk2MT: Bilinçlendirme adına çalışmalar var mı?

Oradaki ebelere doğumla ilgili bilgiler verdik. Fakat insanların iyi kötü bunlardan haberdar olduğunu farkettik. Aslında ne yapılması gerektiğini biliyorlar ama yapamıyorlar. Halk maalesef çok alışmış ölüme. Sezaryen yapma şansları yok. Alet var ama doktor yok.

 

MT: Son olarak genel izlenimleriniz neler?

İnsanlar çok alışmış emir almaya . “Şurada bekleyin” diyoruz hastaya, saatlerce bekliyor ve hiç soru sormuyor.  Doktor görmek onlar için lütuf. Yaşlarını dahi bilmiyorlar. Yaşlarını sorduğumuzda 60,70 veya 80 diyorlar. Sürekli getir götür yardım yapılıyor. İnsanlar da bu yardımlara alışmışlar. Şimdilik sağlık hizmeti  dışında keçi dağıtımı yapılıyor. Oranın şartlarına uyum sağlayan bir hayvan keçi.

Yılda iki kere doğum yapıyor. Tespit edilen ailelere 3 tane veriliyor, yavruladıktan sonra o 3 keçi alınıp başka aileye veriliyor. Bu şekilde bir sistemleri var. Kırsala giderken 800 km yol gittik ve yollarda sadece Türk dernek ve vakıflarının yaptırdığı su kuyularını gördük.

Başkentte sadece göstermelik diğer devletlerin yardımları var. Bize “bir tek Türkiye yardım ediyor” dediler. İnsanların bu duruma düşmelerinde sömürgeci devletler de çok etkili. Beyaz bir insan gördükleri zaman önce uzak duruyorlar. Türk olduğumuzu öğrendiklerinde yardım amaçlı geldiğimizi anlıyorlar.

 

MEDİCAL TRİBUNE TÜRKİYE

Röportaj: Hazal Demir

Fotoğraf: Dr. Kader Gürses

 

 

WhatsApp WhatsApp'tan Sor