Köşe Yazıları

Afrika’da Özel Bir Görev: Sünnet Organizasyonu

Diversity Farklılık Derneği yetkilileri bana projeden ilk bahsettiğinde etkileyici fakat uçuk gelmişti. Düşünülen zaman dilimi ile gerçekleşecek hedef arasında çok ciddi fark vardı. Her şeye rağmen özellikle Afrika gibi sosyokültürel açıdan bizden çok daha geride olan bir bölgeye yönelik faaliyet konusu olunca fazla düşünmeden kabul ettim.

İnsanlığın özellikle kıta Afrika’sına borcu olduğunu düşünüyorum. Bu projeden maddi anlamda hiçbir beklentim yoktu. Zaten hem partnerimiz Diversity Farklılık Derneği ve yerel temsilcilerinin gönüllük dışında ticari amaçları olan kuruluşlar olmadığını görmüş oldum. Devamını oku

Garipler diyarı Afrika’da Sünnet

Tarihi insanlık tarihi kadar eski olan sünnet (hıtan, circumcision); erkek tenasül uzvunun ucunda bulunan prepisyum olarak adlandırılan deri kısmının alınarak hem sağlık hem de temizlik açısından uygun bir duruma getirilmesidir.

Sünnet dinimizin şiarı Müslüman olmanın simgesidir. Öyle ki savaş meydanlarında kişinin nereye defnedileceğine sünnetli olup olmamasına göre karar verilmiş ve sünnetli ise Müslüman mezarlığına defnedilmiştir. Müslüman her erkek çocuğunun ergenlik çağına gelmeden sünnet ettirilmesi ve sünnetli bir şekilde mükellef olması babanın vazifelerindendir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünya nüfusunun %30’ u sünnetlidir ve bunun  %68’ i Müslümandır. Devamını oku

Afrika ve Benin Sünnet Organizasyonu

Herkesin eşit şekilde yemek yeme, sağlık ve eğitim imkanına sahip olduğu bir dünya tasavvur edebiliyor musunuz?

Diversity derneği olarak böyle bir proje ile Afrika Kıtası’nın Benin ülkesine gittik.

Zayıf idareler ve elverişsiz politikalar nedeniyle, kronik hastalıklar, açlık, kuraklık ve yetersiz beslenme gibi sorunlarla mücadelede kalıcı çözümlere ulaşılamayan Afrika ülkelerinde, hayata geçirilecek olan projeler kıta insanın geleceği açısından ehemmiyet taşıyor. Nitekim kıtada istismara açık ala nlarda faaliyet gösteren kimi kuruluşlar, kıta insanını kalkındıracak projeler yerine onları kendilerine bağımlı kılacak yardım projelerindebulunuyor.benin3

 

Devamını oku

Afrika’da Sağlıklı Sünnet Organizasyonu

 

Diversity Farklılık Derneği 2016 Sağlık projelerinden olan sünnet organizasyonlarından ilki Batı Afrika’nın küçük ülkesi Benin de 15-21 Şubat 2016’da gerçekleştirildi.

Türkiye’den gönüllü doktor ve sağlıkçılar ile derneğin _MG_0042Benin/Cotonou’daki yerleşik temsilcilerinin beraber düzenlediği organizasyon, halkın yoğun ilgisiyle karşılaştı. 25 kişilik ekiple 5 günlük program boyunca 1130 çocuk sünnet edildi.

Hayırseverlerin desteğiyle düzenlenen organizasyon, yerel tekniklerle adeta kâbusa dönüşen sünnetlerin, alanında uzman ekibin titiz çalışmaları sonucu daha önce olduğu gibi eğlenceye dönüştürüldü.

Devamını oku

Güney Afrika’da bir Osmanlı alimi: Ebubekir Efendi

Güney Afrika’da bir Osmanlı alimi: Ebubekir Efendi
Karşılaştığı önemli bir zorluk dil meselesiydi. Ebubekir Efendi önce buradaki Müslümanlarla anlaşmak için 7 ay boyunca yerel dili öğrendi.

Güney Afrika Müslümanları özellikle Hollanda sömürge yönetimi dönemindeki yasaklar nedeniyle İslami bilgiden uzak kalmışlar,kitabi bilgiden çok sözlü ve fiili tatbikatlarla İslamı anlamaya ve yaşamaya çalışmışlardı. Ancak zaman içerisinde Müslümanlar arasında mezhep ve inanç tartışmaları ortaya çıkmış ve bu tartışmalar 19.yyın ortalarına gelindiğinde çatışmalara varmıştı. Devamını oku

Afrika’da Su Kuyusu

Çad - 20 Kasım 2018
İmam-ı Azam Ebu Hanife (R.H) Su Kuyusu
Burkina Faso - 13 Kasım 2018
Halid Bin Velid (R.A) Su Kuyusu
Senegal - 14 Ekim 2018
Ertuğrul Gazi Su Kuyusu
Mali - 26 Eylül 2018
Rabia-tül Adeviyye (R.Anha) Su Kuyusu
Senegal - 3 Eylül 2018
Huneyn Gazası Su Kuyusu
Nijer - 4 Ağustos 2018
Şeyma Binti Haris (R.Anha) Su Kuyusu
Gambiya - 7 Temmuz 2018
Fetih 1453 Su Kuyusu
Uganda - 11 Temmuz 2018
Ulubatlı Hasan Su Kuyusu
Çad - 2 Haziran 2018
Fatih Sultan Mehmet Han Su Kuyusu
Togo - 18 Haziran 2018
Miladün Nebi Su Kuyusu
Burkina Faso - 23 Mayıs 2018
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Niyetine Su Kuyusu
Çad - 2 Mayıs 2018
Çanakkale 1915 Su Kuyusu
Mali - 23 Nisan 2018
Seyid Onbaşı Su Kuyusu

 

Afrika’nın ihtiyaç sahibi bölgelerinde su kuyuları açmaya devam ediyoruz.

Su Kuyusuna Bağışı Yap

Afrika Su Kuyusu Projesi

Sahra Altı Afrika’da yaşayan insanların %86’sı sağlıklı ve temiz su kaynaklarından yoksun bulunmaktadır. Su olduğu yere can verirken olmadığı yerde, özellikle Afrika’da can almaktadır.  Afrika’ya can olmak için Ab-ı Hayat Su Kuyusu Projesi hazırlandı.

Diversity Farklılık Derneği Afrika’da temiz su ihtiyacının boyutunu göz önüne alarak başta kurak ve temiz suya ulaşılamayan ülke ve bölgeler üzerinde yapılan değerlendirmeler sonucu Âb-ı Hayat projesini başlatarak insanlığın yaşam kaynağı ve en doğal hakkı olan içilebilir su kaynakları için su kuyuları projesini başlatmıştır. Devamını oku

Ab-ı Hayat Su Kuyusu Projesi Afrika’ya Hayat veriyor

Sahra Altı Afrika’da yaşayan insanların %86’sı sağlıklı ve temiz su kaynaklarından yoksun bulunmaktadır. Diversity Farklılık Derneği Afrika’da temiz su ihtiyacının boyutunu göz önüne alarak başta kurak ve temiz suya ulaşılamayan ülke ve bölgeler üzerinde yapılan değerlendirmeler sonucu Âb-ı Hayat projesini başlatarak insanlığın yaşam kaynağı ve en doğal hakkı olan içilebilir su kaynakları için su kuyuları projesini başlatmıştır.

Su Afrikalı Annenin yarım gününü alıyor
Afrikalı kadınlar sırtlarına bağladıkları çocuklarıyla, sabah erkenden suya gidiyorlar. En az 25 litrelik su kovası ve sırtlarında çocukları, 35 derece sıcak altında 3 ila 5 km yol yürümek günün yarısını alıyor. Devamını oku

Afrika’nın Geleceği ‘Çitalar Su Aygırlarına Karşı’

Çita Jenerasyonu, yozlaşmaya tahammül göstermeyen yeni bir Afrikalı nesli. Onlar, sorumluluğun ve demokrasinin ne olduğunu anlıyorlar. Onlar, devletin kendileri için bir şeyler yapmasını beklemeyecekler.

İşte bu, Çita Jenerasyonu; Afrika’nın kurtuluşu, bu Çitaların sırtında. Tabi ki de, buna karşın Suaygırı Jenerasyonu var.

Su aygırı Jenerasyonu, elitleri yönetiyor. Kendi entellektüel yollarında sıkışıp kalmışlar. Sömürgecilik ve emperyalizmden şikayet ederken bir adım dahi ilerleyemeyecekler. Onlardan ekonomileri düzeltmelerini isterseniz, düzeltmeyeceklerdir çünkü onlar, kokuşmuş statükodan faydalanıyorlar.

Şimdi, Afrika’nın durumuna çok kızgın olan çok sayıda Afrikalı var. Aslında biz, yoksul olmayan bir kıtadan bahsediyoruz; mineral kaynakları, doğal mineral kaynakları bakımından zengin bir kıta. Fakat Afrika’nın mineral zenginliği, insanlarının fakirlikten kurtarılması için kullanılmıyor. Birçok Afrikalıyı oldukça kızdıran da bu; bir bakıma, Afrika genellikle bir trajediden daha fazlasıdır.

Sürekli devam eden başka bir trajedi daha var. Bu trajedide Afrika’da hiç anlamadıkları insanlara yardım etmek isteyen çok sayıda insan, çok sayıda hükümet, çok sayıda da kuruluş var. Şimdi biz demiyoruz ki, Afrika’ya yardım etmeyin. Afrika’ya yardım, çok asil bir davranış. Fakat Afrika’ya yardım, absürd bir tiyatroya dönüştü, körler sağırlar birbirini ağırlar gibi.

Farkına varmamız gereken belirli şeyler var. Afrika’nın dilenci kutusu sızdırıyor. Afrika’da oluşan sermayenin yüzde 40’nın, Afrika’da yatırım olarak kullanılmadığını biliyor muydunuz? Afrika dışına götürülüyor. Bunu, Dünya Bankası söylüyor. Afrika’nın dilenci kutusuna bakın. Fena halde sızdırıyor.

Sızdıran bu kutuya, daha çok para, daha çok yardım yağdırmamız gerektiğini düşünen kişiler var. Sızıntılar neler? Yolsuzluk, tek başına, Afrika’ya yılda 148 milyar dolara mal oluyor. Evet, bunu bir kenara koyun. Sermayenin Afrika dışına kaçışı, yılda 80 milyar.

Bunu da bir kenara koyun. Yiyecek ithalatını ele alalım. Her yıl, Afrika, yiyecek ithalatına 20 milyar dolar harcıyor. Tüm bu sızıntıları toplayın. Şimdi 1960’lara geri dönelim, Afrika sadece kendini beslemiyor, ayrıca yiyecek ihraç ediyordu. Fakat artık değil.

Bazı şeylerin temelde yanlış gittiğini biliyoruz. Siz, bunu biliyorsunuz; ben, bunu biliyorum, fakat bu hatalar hakkında konuşarak zamanımızı harcamayalım öncelikle, kendimize bu önemli soruyu sorarak başlıyoruz; ”Afrika’da kime yardım etmek istiyoruz?” İnsanlar var daha sonra hükümet ya da liderler.

Şimdi, benden önceki konuşmacı Afrika’da berbat liderler olduğunu ifade etti. Bu niteleme, bence, oldukça sevecen.

Bir Afrika İnternet tartışma forumuna üyeyim ve onlara sordum, dedim ki ”1960’tan bu yana tam olarak 204 Afrika devlet başkanı geldi, 1960’tan bu yana.” Ve onlardan bana sadece 20 tane iyi lider, belki siz de, kendinizi bu liderlik hususunda sorgulamak istersiniz. Onlardan sadece 20 isim söylemelerini istedim.

Demek istediğim şu ki bana 20 isim söyleyebilselerdi bile bu, size ne anlatacaktı? 204 kişiden 20 kişi demek, Afrikalı liderlerin büyük bir çoğunluğu halkını yüzüstü bıraktı. Ve eğer onlara bakarsanız, sömürge sonrası liderlerin listesinde askeri sınıf öndedir. İsviçre-bankası sosyalistleri, timsah kurtarıcıları, vampir elitler ve sahte devrimciler.

Şimdi bu liderlik, Afrikalıların yüzyıllardır bildiği geleneksel liderlerden dağlar kadar farklı. Afrika’ya yardım etmeye çalışırken yaptığımız ikinci yanlış da; bazen, Afrika’da hükümet diye adlandırılan şeyin kendi insanlarını umursadığını, insanların yararına hizmet ettiğini ve insanları temsil ettiğini düşünmemizdir. Lesotho başkanının bir keresinde söylediği bir söz var. Der ki: ”Burada Lesotho’da bizim iki tane sorunumuz var: fareler ve hükümet.”

Hükümet olarak anladığımız şey Afrika ülkelerinde mevcut değil. Aslında, bizim hükümet olarak adlandırdığımız şey vampir devletleridir. Vampirler, çünkü kendi halklarının ekonomik gücünü emiyorlar. Afrika’daki sorun hükümettir. Hükümet olan bir vampir devletidir.

Yani devlet kaynaklarını kendilerini, dostlarını ve kabile üyelerini zenginleştirmek için kullanan; diğer herkesi hariç tutan bir topluluk tarafından gasp edilen bir hükümet. Afrika’daki en zengin kişiler; devlet başkanları ve bakanlar; sıklıkla da devlet başkanının ta kendisi.

Bunlar, paralarını nereden buluyor? Servet üreterek mi? Hayır. Acı çeken insanlarının sırtından haksız kazanç elde ederek. Bu servet üretmek değil, servetin yeniden dağıtılmasıdır.

Farkında olmamız gereken üçüncü temel nokta ise eğer Afrikalı insanlara yardım etmek istiyorsak Afrikalı insanların nerede olduğunu bilmemiz gerektiğidir. Herhangi bir Afrika ekonomisini ele alın. Afrika ekonomisi üç sektöre ayrılabilir.

Modern sektör, enformel sektör ve geleneksel sektör. Modern sektör, elitlerin kerpiç toprağıdır. Hükümetin koltuğudur. Birçok Afrika ülkesinde, modern sektör kayıptır. Bu, sifonksiyoneldir. Bu, elitlerin kendilerinin de anlamadığı ithal sistemlerin ahlaksızlığıdır.

Bu, masumların hayatlarını isteyen politik güç mücadelesinin ortaya çıktığı daha sonra biçimsel olmayan ve geleneksel sektöre yayıldığı Afrika’nın birçok sorununun kaynağıdır.

Şimdi tabi ki de modern sektör birçok kalkınma yardımı ve kaynağının gittiği yer. Fildişi Sahilleri’nin kalkınmasının yüzde 80’ninden fazlası modern sektöre gitti. Diğer sektörler, enformel ve geleneksel sektörler, Afrikalı insanlarının çoğunluğunu bulacağınız yerlerdir.

Afrika’daki gerçek insanları bulacağınız yer orasıdır.  Eğer insanlara yardım etmek istiyorsanız, insanların olduğu yere gidin sağduyusuna ihtiyaç var. Fakat biz bunu yapmadık. Aslında, biz, enformel ve geleneksel sektörleri görmezden geldik. Geleneksel sektör, Afrika’nın kendi tarımını ürettiği yer, Afrika’nın kendini besleyememe nedenlerinden biri; bu sebeple Afrika, yiyecek ihraç etmek zorundadır.

Tamam, Afrika’yı enformel ve geleneksel sektörleri görmezden gelerek kalkındıramazsınız. Ve enformel ve geleneksel sektörleri de, bu iki sektörün nasıl işlediğini operasyonel bir anlayışla kavramadan kalkındıramazsınız. Size biraz açıklayayım, bu iki sektörün kendi yerel kuruluşları vardır.

Bunlardan birincisi, politik sistem. Geleneksel olarak, Afrikalılar hükümetlerden, tiranlıktan nefret ederler. Eğer onların geleneksel sistemlerine bakarsanız, Afrikalılar, kendi devletlerini iki şekilde organize ediyorlar. Birincisi, devletin muhakkak acımasız olduğuna ve böylece merkezi sistemle yapacakları hiçbir şey olmadığına inanan bu etnik topluluklara aittir.

Başkanları olan diğer etnik gruplar, başkanlarla çevrili olmalarını ve bu başkanların güçlerini kötüye kullanmalarını önlemek için meclis üstüne meclis olmasını garanti altına almışlardır. Örneğin; Ashanti geleneğinde başkan, ihtiyarlar meclisinin oybirliği olmadan karar veremez.

Meclis olmadan, başkan bir yasayı geçiremez. Eğer başkan, insanların isteğine göre yönetmezse görevden alınır. Bunu da yapmazlarsa, insanlar başkanı bırakırlar. Başka bir yere giderler ve yeni bir yerleşim kurarlar. Eski Afrika imparatorluklarına baktığınızda; hepsi, tek bir prensip çevresinde düzen kurmuşlardır. Büyük oranda yetki devri, gücün merkezden dağıtılması ile karakterize edilen konfederasyon prensibidir.

Bu, Afrika’nın doğal politik mirasının bir parçası. Bunu, Afrika üzerinde kurulan elit tabakayı yöneten modern sistemlerle karşılaştırın. Aralarında dağlar kadar fark var. Geleneksel Afrika’daki ekonomik sistemde, üretim araçları, özel mülkiyete ait. Sahipleri geniş aileler. Ancak Batı’da ise temel ekonomik ve sosyal birim, bireydir.

Amerikalı ”Ben, ben olduğum için benim ve her zaman istediğim her şeyi yapabilirim” diyecektir. Vurgu ”Ben” üzerindedir. Afrika’da Afrikalılar, ”Ben, biz olduğumuz için benim” der. ”Biz”, toplumu ifade ediyor yani geniş aile sistemini. Geniş aile sistemi, kaynaklarını bir havuzda bir araya toplar.

Çiftlikleri vardır. Onlar, ne yapılacağına, ne üretileceğine karar verirler. Onlar, başkanlarından emir almazlar. Hasatlarını ürettiklerinde, üretim fazlasını pazarlarda satarlar. Kâr ettiklerinde, bu kâr onlarındır, başkanları tarafından el konulmak için değildir.

Bu nedenle, geleneksel Afrika’da sahip olduğumuz fındıkkabuğu, yani serbest-pazar sistemiydi. Sömürgeciler ayak basmadan çok önce Afrika’da pazarlar mevcuttu. Timbuktu, büyük bir pazar kasabasaydı. Kano, Salaga, hepsi oradaydı.

Afrika’nın yerel kurumlarına geri dönelim. Bu, bizim enformel sektörlere, geleneksel sektörlere, Afrikalı insanları bulabileceğiniz yere girmeleri için Çitaları görevlendirdiğimiz yer. Ve biliyorum ki Çitalarla, Afrika’yı bir gün geri alabiliriz.

 

George Ayittey

Ted Konferansı

Bir İnsanlık Dramı Olarak Afrika’da Su Sorunu

İnsan ve canlı hayatının devamı için vazgeçilmez bir doğal kaynak olan su, yeryüzüne eşit bir şekilde dağılmamıştır. Bu dengesiz dağılım dünya genelinde tatlı su kaynaklarına ulaşım imkânlarını kısıtlamıştır. Özellikle Afrika gibi gelişmemiş ülkelerde su kaynaklı sorunlar giderek artmakta ve silahlı çatışmalara kadar varabilmektedir.

Uluslararası kuruluşların bu noktadaki taraflı tutumu ve sömürgeci batılı ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarları olayın bir insanlık dramı şeklini almasına neden olmuştur. Devamını oku

Afrika için doğru yardımın önemi!

Benim kültürümde bir deyiş vardır eğer bir tomurcuk, bir ağacı bir şey söylemeden terk ederse bu tomurcuk, genç bir tomurcuktur. Bu durumda, ben, genç olmadığımdan ve çok yaşlı olduğumdan, yine de bir şey söyleyeceğim.

Birleştirmemiz gereken iki şey olduğunu söylemek istiyorum. Batıda medyanın Afrika’ya nasıl yer verdiği ve bunun sonuçları. Çaresizlik, yardımsızlık ve umutsuzluğu sergileyerek, medya, Afrika ile ilgili olarak sadece ve sadece gerçeği anlatmaktadır. Buna rağmen, medya bizlere bütün gerçeği anlatmamaktadır. Çünkü çaresizlik, iç savaş, açlık ve kıtlık, Afrika gerçeğinin parçası olmalarına rağmen, gerçeklik, sadece bunlardan ibaret değildir.

Afrika da 54 devlet buluyor. sadece 6 ülkede iç savaş var, bu, medyanın sadece altı ülkeye yer verdiğini gösterir. Afrika’nın geniş imkanları bulunmakta, ancak, Batı medyasının izleyicilerine geniş biçimde sunduğu çaresizlik ve umutsuzluk söyleminden yer bulamamaktadır.

Afrika’nın temel zayıflıklarının olduğunun kabul edilmesinin önemli olduğunu söylemek isterim. Ancak, aynı şekilde imkanları ve pek çok potansiyeli de var. Afrika’nın karşı karşıya bulunduğu mücadeleyi, yoksulluğun azaltılması denen bir çaresizlik mücadelesinden bir umut mücadelesi çerçevesine oturtmamız gerekiyor. Biz bunu bir umut mücadelesi olarak adlandırıyoruz, ve bu değecek bir çabadır. Afrika ile ilgilenen herkesin karşı karşıya bulunduğu mücadele, yoksulluğun azaltılması mücadelesi değildir. Bu, zenginlik oluşturmanın mücadelesidir.

Bu iki şeyi değiştirdiğimiz de Afrikalıların yoksul olduklarını ve yoksulluğu azaltmaları gerektiğini söylerseniz, uluslararası iyi dilek kartellerini kıtaya çağırmış olursunuz, ne ile? Hastalar için ilaç, açlar için yiyecek ve iç savaş mağdurları için barış birlikleri ile. Ve süreç içerisinde, bunların hiçbirisi verimli olmaz, çünkü, Afrika’nın temel problemlerinin sonuçlarını tedavi edersiniz, sebeplerini değil.

Şimdi, Afrika’da zenginlik oluşturma konusunda konuşmaya başladığımıza göre ikinci mücadelemiz bir toplumda zenginlik oluşturan kesimlerin kimler olduğu meselesi olacaktır. Bunlar girişimcilerdir. bize, bunların her zaman toplumun %4’ünü teşkil ettiklerini belirttiler. Yine de bunlar da girişimcilik işini başarmaktadırlar. Çünkü bilgi, değer oluşturmanın önemli bir parçasıdır.

Ancak, uluslararası yardım camiası bugün Afrika’da ne yapıyor? Büyük miktarda paraları birinci basamak sağlık, ilk öğretim ve gıda yardımı hizmetlerine aktarıyorlar. Kıta, bütünüyle, yardıma muhtaç bir çaresizlik alanına dönüşmüştür.

Dış faktörler, size sadece bir fırsat sunabilir. Bu fırsatı kullanıp bir avantaja döndürebilme yeteneği sizin iç kapasitenize bağlıdır. Afrika pek çok fırsat almıştır, ancak, pek çoğundan fazlaca yararlanamadık. Neden? Çünkü, dış bağlantılarımızdan faydalanmamızı mümkün kılacak dahili kurumsal ve politik çerçevelerden yoksunuz.

Cotonou Anlaşmasına göre Avrupa tarafından Afrika ülkelerine Avrupa Birliği pazarlarına gümrüksüz mal ihraç etme imkanı verilmiştir. Benim kendi ülkem, Uganda’nın Avrupa birliğine 50.000 metrik ton şeker ihraç etme kotası bulunuyor. Henüz bir kilogram ihraç etmiş değiliz. Brezilya ve Küba’dan 50.000 metrik ton şeker ithal ediyoruz. Afrika’nın en başarılı ülkesi Botswana dahil, hiçbiri kotasını hiçbir zaman dolduramamıştır.

Bu durumda, ben, bugün, Afrika’nın, dünyanın geri kalan kısmıyla daha yapıcı bir ilişki kuramamasının temel sebebinin zayıf bir kurumsal ve politik çerçeveye sahip olmasının olduğunu iddia etmek istiyorum. Ve her türlü müdahale biçiminin desteğe ihtiyacı vardır, zenginlik oluşturan tarzda kurumların gelişimi, üretimi arttıran tarzda kurumlar.

Dünyadaki bütün hükumetlerin, ayakta kalabilmek için paraya ihtiyaçları vardır. Para, düzen ve asayiş gibi şeyler için gereklidir. Ordu ve polise, düzen ve asayişi sağlamaları için para ödemeniz gerekir. Çünkü hükumetlerimizin çoğu oldukça diktatörsel olduğundan, muhalefeti bastırabilmek için gerçekten orduya ihtiyaçları vardır.

İkinci yapmanız gereken şey, politik yandaşlarınıza kaynak aktarmaktır. Toplumlar hükumetlerini neden desteklemelidirler? Çünkü hükumet kendilerine yüksek maaşlı işler verir. Ya da, pek çok Afrika ülkesinde, yolsuzluktan çıkar elde etmenin kanunsuz fırsatlarını.

Gerçek, dünyada hiçbir hükümetin, Idi Amin’inki gibi birkaç istisnanın dışında, yönetim aracı olarak sadece kuvvete dayanmayı amaçlayamayacağıdır. Çoğu ülke, meşruluğa ihtiyaç duyar. Meşruluk elde edebilmek için, hükumetlerin, temel eğitim, temel sağlık, yollar, hastahane ve klinikler gibi temel hizmetleri vermesi gerekir.

Eğer bir hükümetin mali olarak ayakta kalması, kendi toplumundan toplayacağı paraya bağlı ise, böyle bir hükümet, kendi çıkarları doğrultusunda güdülenir ve daha aydınlanmış bir tarzda hükumet eder. Zenginlik ouşturanlarla oturur ve bunlarla, işlerinin boyut ve çeşitliliğini geliştirmek için gerekli politika ve kurum biçimlerini konuşur, böylece bunlardan daha fazla vergi geliri toplayabilir.

Afrika kıtasının problemi ve yardım endüstrisinin problemi, Afrika hükumetlerinin karşı karşıya bulunduğu teşvik yapısının bozulmuş olmasıdır. Hükümetlerimizin gelir arayışları konusundaki verimlilik aralığı, yerel ekonomiye değil, uluslararası donörlere bağlıdır.

Ugandalı girişimciler, Ganalı iş adamları, Güney Afrikalı girişimci liderleriyle oturmaktansa, hükumetlerimiz, IMF ve Dünya Bankasıyla konuşmayı daha verimli bulmaktadır.

Bu itibarla, Afrikalı hükumetlere uluslararası camia tarafından kendi vatandaşlarıyla verimli düzenlemeler inşa etmekten kaçınma fırsatı verilmiştir, ve böylece IMF ve Dünya Bankasıyla sonu olmayan görüşmeler başlatma olanağı sağlanmıştır öyleyse bu hükümetlere kendi vatandaşlarının neye ihtiyacı olduğunu söyleyen IMF ve Dünya Bankasıdır.

Süreç içerisinde, biz, Afrika toplumu ülkelerimizdeki politika oluşturulması, politik yönlendirme ve politik uygulama süreçlerinden dışlanmış olduk. Bizim sınırlı bir girdimiz var ve parayı veren düdüğü çalar. IMF, Dünya Bankası ve dünyadaki iyi niyetliler karteli, vatandaşlar olarak bizlerin haklarını devraldılar, ve bu nedenle hükumetlerimizin bu yaptıkları, çünkü yardıma bağımlılar, kendi vatandaşları yerine uluslararası kredi kuruluşlarını dinlemektir.

Ancak, iddiama bir çekince koymak istiyorum, ve bu çekince, yardımın her zaman yıkıcı olduğunun doğru olmadığıdır. Bazı yardımlar bir hastahane inşa edebilir, aç bir köyü doyurabilir. Bir yol inşa etmiş olabilir ve bu yol, çok iyi bir amaca hizmet edebilir.

Uluslararası yardım endüstrisinin yanlışı, bu sınırlı başarı örneklerini alıp, genelleştirip, bunlara milyarlarca ve trilyonlarca doları akıtmaları, ve tüm dünyaya yaymalarıdır, belli bir köyün, yapılan bir ufak yardım projesinin başarıya ulaşmasına imkan veren, özel ve kendine has şartlarını, yetenek ve uygulamalarını, norm ve alışkanlıklarını göz ardı etmesidir.

Yardımlar, hükümetlerin kullanımındaki kaynakları arttırır, bu da Afrika’da kariyer arayan bir kişi için hükumette çalışmayı elde edebileceği en kazançlı şey haline getirir. Devletin politik çekiciliğini arttırarak, özellikle Afrika’daki etnik olarak parçalı toplumlarda, yardım, etnik gerilimlerin ses bulmasına imkan verir, günümüzde tüm etnik grupların, dış yardım pastasına erişmek için, devlete girme mücadelesine başlamış olmaları gibi.

Afrika’nın en girişimci insanları ticaret yapma ve özel sektörde çalışma imkanı bulamamaktadır, çünkü kurumsal ve politik ortam bunlara hasımdır. Hükumetler bu durumu değiştirmiyorlar. Neden? Çünkü kendi vatandaşlarıyla konuşma gereksinimleri yok. Uluslararası donörlerle konuşuyorlar. Böylece en girişimci Afrikalılar sonunda hükumete çalışmak durumunda kalıyor, ve bu, yardıma bağımlı olmamızdan dolayı, ülkelerimizdeki politik gerginliği arttırıyor.

Ayrıca bizim için, Afrika’nın son 50 yıldır uluslararası camiadan artan miktarlarda yardım aldığını not etmenin önemli olduğunu belirtmek isterim, teknik yardım ve finansal yardım şeklinde ve diğer tüm yardım şekillerinde. 1960 ve 2003 arasında kıtamız 600 milyar dolarlık yardım aldı ve halen bizlere Afrika’da büyük bir yoksulluğun olduğu gerçek. Bütün bu yardımlar nereye gitti?

Kendi ülkem Uganda örneğini vermek istiyorum, ve buraya yardımları getiren teşvik yapısını. 206-2007 bütçesi 2.5 trilyon şilinlik bir gelir öngörüyor. Beklenen dış yardım: 1.9 trilyon. Uganda’nın cari harcamaları– cari harcamalarla neyi kastediyorum? Elden-boğaza– 2.6 trilyon. Neden Uganda hükumetinin bütçesi gelirinin %110’unu harcıyor? Çünkü bütçeye destek olan ve dış yardım olarak adlandırılan birisi var.

Ancak, bu size, Uganda hükumetinin, kendi gelirlerini verimli yatırımlara değil kamu harcamalarına ayırmaya adadığını gösterir. Kamu yönetimi, büyük oranda hamiliğe dayanır, 690 milyar alır. Ordu, 380 milyar. Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.

İşte buyurun Uganda’da 70 kabine bakanı, 114 Başkanlık danışmanı bu arada, bunlar Devlet Başkanını, televizyon hariç asla görmezler. Kendisini fiziksel olarak görmeleri, bu gibi toplumsal faaliyetlerdedir, ve bu durumda bile, danışmanlara tavsiyede bulunan kendisidir.

Bizde yerel hükumetin 81 birimi bulunmakta; her bir yerel hükumet, merkezi hükumet gibi organize olmuştur. Bir bürokrasi, bir kabine, bir parlemento, ve politik yandaşlar için pek çok iş. Devlet Başkanı, anayasayı değiştirip zaman kısıtlamalarını kaldırmak istediği zaman, sayısı 56 olan bölgelere ilaveten 25 yeni bölge oluşturmak durumunda kaldı ve sayı şimdi 81. 333 parlamento üyesi. Parlamentoyu toplamak için Wembley Stadyumu gerekir. 134 komisyon ve yarı-bağımsız hükumet organları, tamamının yönetici ve araçları bulunuyor.

Son dönemdeki bir Uganda hükumet çalışması Sağlık Bakanlığı merkezinde 3,000 dört-çekerli motorlu araç bulunduğunu göstermiştir. Uganda’da, her birinde dispanser bulunan 961 alt-birim var, hiçbirinin ambulansı yok. Öyleyse merkezde bulunan dört-çeker araçlar bakanları, daimi sekreterleri, bürokratları ve yardım projelerinde çalışan uluslararası yardım bürokratlarını taşıyorlar, bu arada yoksullar ambulans ve ilaç yokluğunda ölüyor.

Andrew Mwenda
Ted Konferansı / Uganda

SU’DAN DAHA DEĞERLİ Afrika’da Bir Damla İnsan

Haritalara bakmayı sever misiniz? Dünya haritasını elinize alıp uzun uzun incelediğiniz, ya da Afrika fiziki ve beşeri haritasını detaylı bir şekilde analiz ettiğiniz oldu mu? Eğer incelediyseniz Afrika’da varlıkla yokluğun bir arada olduğunu görmüşsünüzdür. Suyun, elektriğin, medeniyetin “yokluğu”, elmasın, petrolün ve tabi güzelliklerin “zenginliği” dikkatinizi çekmiştir. Peki, nasıl oluyor da koca bir kıta böylesi uç noktaları simgeler hale geliyor?
Azıcık tarih-coğrafya bilgisi ile dünya haritasına bakanlar Afrika’nın uç noktalarda bulunmasına farklı cevaplar verecektir. Çoğunluk devlet sınırlarına dikkat kesp edecek ve siyasî iradenin zafiyetinden bahsedecektir. Fizikî ve beşerî haritayı ön planda tutanlara göre durum farklıdır. Onlara göre Afrikalıların varlık içinde yokluk çekmelerinin sebebi, ortak kaynakları beraber kullanamamalarıdır. Çünkü kabilecilikten kurtulamamışlardır. Bir de özel haritalar vardır. Aslında bunlar Afrika’yı daha iyi gösterir bize. Yüzyıllardır Afrika için çalışan birçok devlet ve firmanın da kendine ait özel haritalar yaptığı biliniyor. Kendi menfaatleri için firmalar Afrika’nın elmas, petrol, endemik bitki haritasını çıkartmış durumdalar. Ancak Afrika’nın teni siyah kalbi beyaz insanlarının menfaatini gözeten, birbirinden değerli haritalar yapanlar da yok değil.
Diversity Derneği’nin öncülüğünde İnsan ve Hayat Dergisi olarak, dünyanın en fakir ikinci ülkesi Nijer’e yapılan 8 su kuyusunun açılışına katılmak için bir yolculuk yaptık. Niamey Havaalanında olanca samimiyetleri ile taksiciler karşılıyor bizi. Havada ise ilk defa duyduğumuz bir koku kalacağımız yere kadar bizi takip ediyor. Ütü yaparken elbisenizi yaktığınızda ortaya çıkan koku havada hâkim, bunu ancak sabah kalktığımızda tanımlayabiliyoruz. Aralık ayında yükselen yakıcı güneş şehri, dükkânları ve pazar yerini hızla ısıtmış. 36 °C’lik sıcaklık Afrika’nın yanık kokusunu bize açıklıyor.

Afrika, fotoğraflara kokusunu vermiyor
Dünyanın en sıcak başşehri Niamey’den Dosso’ya doğru yola koyulduğumuzda güneşin yavaş yavaş nasıl da toprağı kuruttuğuna ve ağaçların sayısının azalırken boylarının devasa boyutlara ulaştığına şahit oluyoruz. Nijer tropikal iklim, savan iklimi ve çöl ikliminin beraber göründüğü nadir ülkelerden biri. Ülkenin güneş ışınlarını nispeten dik aldığı güney kısımlarda yağmur ormanları var. Buranın insanlarının teni daha koyu ve kendileri de hayvanları da iri cüsseli. Niamey’den kuzeye doğru çıktığımızda önce savan ikliminin devasa yapraksız baobad ağaçlarını görüyoruz. Diversity Derneği’nin su kuyusu açtığı bölgelerde sahrayı tek başına bekleyen bu devasa baobad ağacının yanında cılız bedenli insanlar ve onların güttükleri oğlak ile keçi arası hayvanlar var. Kuzeydeki Agadez bölgesine doğru ise zürafaların çok sevdiği Nijerlilerin balanza dedikleri “ana ağaç” geniş bir alana yayılıyor. Ve çöle çalan bu bölgede sizi artan susuzluk, zayıf düşmüş insan ve hayvan bedenleri karşılıyor.

Bir su kuyusu ne kadar önemli OLABİLİR Kİ?
Dosso’dan yaklaşık 100 km toprak yoldan giderek ulaştığımız Angodoka köylüleri kuyuları açıldığı için o kadar mutlular ki anlatmak mümkün değil. Çocukların gözleri her şeyi özetliyor. Onların şef dedikleri, köyün ileri geleni diyebileceğimiz Zekeriya Amca tekrar tekrar teşekkür ediyor, uzun uzun dua ediyor. Kuyuların kazılmasında ve suyun tulumba ile kullanıma sunulmasına yardımcı olan Niamey’li Münkela Bey aracılığı ile Zekeriya Amcayı dinliyoruz. Köyde kuyu açılmadan önce kadınlar başlarının üzerine koydukları en az 25 litrelik kovalarla 3 kilometre uzaklıktan su taşıyorlarmış. Şimdi ise rahatlıkla temizlik yapabilecek, yemeklerini pişirebilecek, abdest alabilecekleri için çok memnunlar. Özellikle yaşlı kadınların yerlere eğilerek kuyuları açanlara, vesile olanlara dua etmelerinin asıl sebebi bu zorluktan kurtulmaları. Kuyu, orada hayata tutunmak demek…

Kuyular halkla kaynaşmanın vasıtası oluyor
İktisat Bakanlığında bir bürokrat olan Hüseyin Bey su kuyularının toplumun sosyal dokusunu yeniden işlediğini anlatıyor. Bir bölgede su yoksa insanlar göç etmek zorunda kalıyor. Bölgelerinden göç etmeye başlayan insanlar Niamey’de tutunamazlarsa Avrupa ülkelerine doğru bir yolculuk başlıyor. Asıl problem diyor Hüseyin Bey “Bölgelerinden uzaklaştıkça dinlerinden ve ahlaklarından yavaş yavaş kopuyor olmaları.” Tulumba başında suyla oynan çocukların şen çığlıkları arasından çıkıp sohbetimize katılan, Diversity Derneğinin buradaki şubesi UICT’den (Universal Islamic and Cultural Trust) İsmail Bey Türkiye’den gelenler için bir su kuyusunun nasıl önemli olabileceğini kendice anlatıyor. Afrika halkı yüzyıllardır Batılı beyaz adamın sömürüsü altında yaşadığı için Türklere de şüpheyle yaklaşıyorlar. Afrika’nın köylerine açılan su kuyuları şüpheleri yavaş yavaş bertaraf ediyor.

Herkes burada hemcinsini arıyor
Orta Afrika’nın toprağı kırmızı, insanı mütebessim bu memleketinde her köyde 20 hane var. Ancak bu köyler Anadolu köylerinden iki kat daha kalabalık ve canlılığa sahipler. Karşıdan baktığınızda köylerde 3-5 kişi vardır diyorsunuz; ancak yaklaştığınızda 15-20 hane köyde sizi 150- 200 kişi karşılıyor. Masraflarını kendi karşıladığı su kuyusu için Garinganku köyüne kadar gelerek açılışına katılan Şefik Bey, Afrika’ya safari için gelenleri anlayamadığını söylüyor. “Burada insanlar o kadar samimi, mutlu ve temiz kalpli ki… İnsanlar için değil de safaride hayvanların peşinde koşmak ne kadar doğru olur?” Dünyanın her yerinde olduğu gibi Afrika’ya gelen insanlar hemcinsini arıyor. Güzel insanları arayan, Afrika’da da olsa buluyor.

Hayatın rengi siyah ve gri
İkinci gün hayvancılık ile uğraşan Mamey kabilesinde açılan kuyulara gidiyoruz. Kabilenin bütün insanlarının gözlerinin altı boyanmış. Âdeta damgalanmış gibi duruyorlar. Geniş bir tahta havanda darı tohumlarına benzer yöresel “mil” tohumu döven yaşlı ninenin gözaltı da işaretlenmiş. Koltuk altından beline bağladığı büyük pala bıçağı ile Hindistan cevizine tırmanan gençte de aynı durum var. Kavga sırasında birbirlerini tanımak için çocukluktan bu damgaları yapıyorlarmış. Şoförümüz Zega da bunu gülümseyerek onaylıyor. Bu hadise Afrika sosyal hayatının siyah yüzünü gösteriyor. Her ne kadar bunun gibi Afrika’nın acımasız yüzünü gösteren hadiseler olsa da aslında Afrika’nın geleceği umut vaadediyor. Pazar yerini gezerken farklı etnik grupların bir arada ahenk içinde nasıl yaşadıklarını gördük. Ayrıca burada insanlar girişimciliğe çok yatkınlar. Dilimler haline getirdiği Hindistan Cevizini satmaya çalışan bir çocuk, resmi dil Fransızcayı bilmiyor. Hemen yanındaki çocuk onun Hausa dilinde konuştuklarını bize tercüme ediyor. İkinci çocuk ikisi yerli ikisi ulusal dört dil konuşabiliyormuş. Her yerde olduğu gibi Afrika’da da insanlar (kaynak bolluğuna rağmen) azalan kaynaklarını korumak bahanesiyle komşularıyla savaşmaktan başka çare bulamıyor olabilirler. Şimdiden 4 dil konuşan bu çocuklar yetiştiğinde, bölgenin kaderinin değişeceğinden şüphemiz yok…

Usta neyi görüyor?
Son gün iki ayrı yerde inşaat ve temel atmaya şahit oluyoruz. Önce havaalanına yakın Türklerle Nijerlilerin beraber çalıştıkları inşaatı geziyoruz. Haydar Usta bölge insanının neden disiplinli çalışmadığını anlatıyor. Ama kendisini sevdikten sonra ne kadar fedakar olabildiklerinden de bahsediyor. Uzun Ramazan günlerinde yaptıkları bahçe duvarının inşası sırasında oruçlu olmalarına rağmen, hiçbiri işini aksatmadan çalışmış. Bu, Haydar Usta’yı çok duygulandırmış. Öğleden sonra gittiğimiz temel atma sırasında ise buralardan ayrılmanın burukluğu herkese sirayet etmişti. Afrika’da şahit olduğumuz manzara karşısında fikir yürütüyorduk. Tekstil işi yapan Şefik Bey Nijer Nehrine baraj yaparlarsa yüzde 11 olan elektrik kullanımı ülkede artabilir, yeni açılan tarım arazilerine pamuk ekilebilir, yorumunu yapıyor. Ekrem Bey böylece insanların elbise ihtiyaçları sağlanabilir, diyerek konuyu tamamlıyor. Metin Bey ise dümdüz arazilere yerleşim ve tarım yerlerini konduruyor. “Arazi o kadar elverişli ki zemin suyuna ulaşmak yeterli olur.” diyor. Bulduğumuz eksiklileri de sıralıyoruz biraz cesaret, biraz da Afrika insanının karakterinin değişmesi… Cümleler sıralanıp giderken aklıma Haydar Usta geliyor. Hiç dilini bilmediği bu insanlara el kol işareti ile devasa bir külliye yaptırıyor. İşini bilen usta cesareti ile çalışmayı öğretiyor onlara. Karakterleri değiştirme konusunda ise daha cesur ustalara ihtiyaç var.

Akılda kalan Afrikalı gözler.
Afrika’ya gideceğimi duyan bir dostum, oraya vermek üzere adak kurbanı parasını bana teslim ederken “Herkesin getirmediği şeyler getir oradan; fotoğraf kastetmiyorum Afrikalıların duygularını getir.” demişti. Şimdi baktığımda şoförümüz Zega’nın bütün beyazlara karşı takındığı ürkek tavrı ve insana güvensizlik hissi veren bakışları aklımdan çıkmıyor. Beş dil bilen ve kuyularımızın müteahhitliğini yapan Munkala’nın iş bitirici ve sevecen duruşu ise farklı bir kare. Eğitime yeni başlayan çocukların gözlerindeki enerji, ergenlik çağına giren çocukların baygın bakışları, dükkanına girdiğimiz esnafın asırlardır süren sömürünün acısını çıkartma gayreti, Garinganku Köyü’ndeki Ebubekir Amca’nın “Sizi gördüm ya, artık İslamiyet’in yükseleceğine kanaatim tam oldu.” derkenki gözlerindeki yaşlar… Suya muhtaç bir damla insandan topladığımız duygular bunlar oluyor.

İnsan ve Hayat Dergisi Ocak 2016 Sayısı
Diversity Farklılık Derneği ile yapılan
Ab-ı Hayat Su Kuyusu Projesi Yazısı

WhatsApp WhatsApp'tan Sor