Köşe Yazıları

Afrika’nın Geleceği ‘Çitalar Su Aygırlarına Karşı’

Çita Jenerasyonu, yozlaşmaya tahammül göstermeyen yeni bir Afrikalı nesli. Onlar, sorumluluğun ve demokrasinin ne olduğunu anlıyorlar. Onlar, devletin kendileri için bir şeyler yapmasını beklemeyecekler.

İşte bu, Çita Jenerasyonu; Afrika’nın kurtuluşu, bu Çitaların sırtında. Tabi ki de, buna karşın Suaygırı Jenerasyonu var.

Su aygırı Jenerasyonu, elitleri yönetiyor. Kendi entellektüel yollarında sıkışıp kalmışlar. Sömürgecilik ve emperyalizmden şikayet ederken bir adım dahi ilerleyemeyecekler. Onlardan ekonomileri düzeltmelerini isterseniz, düzeltmeyeceklerdir çünkü onlar, kokuşmuş statükodan faydalanıyorlar.

Şimdi, Afrika’nın durumuna çok kızgın olan çok sayıda Afrikalı var. Aslında biz, yoksul olmayan bir kıtadan bahsediyoruz; mineral kaynakları, doğal mineral kaynakları bakımından zengin bir kıta. Fakat Afrika’nın mineral zenginliği, insanlarının fakirlikten kurtarılması için kullanılmıyor. Birçok Afrikalıyı oldukça kızdıran da bu; bir bakıma, Afrika genellikle bir trajediden daha fazlasıdır.

Sürekli devam eden başka bir trajedi daha var. Bu trajedide Afrika’da hiç anlamadıkları insanlara yardım etmek isteyen çok sayıda insan, çok sayıda hükümet, çok sayıda da kuruluş var. Şimdi biz demiyoruz ki, Afrika’ya yardım etmeyin. Afrika’ya yardım, çok asil bir davranış. Fakat Afrika’ya yardım, absürd bir tiyatroya dönüştü, körler sağırlar birbirini ağırlar gibi.

Farkına varmamız gereken belirli şeyler var. Afrika’nın dilenci kutusu sızdırıyor. Afrika’da oluşan sermayenin yüzde 40’nın, Afrika’da yatırım olarak kullanılmadığını biliyor muydunuz? Afrika dışına götürülüyor. Bunu, Dünya Bankası söylüyor. Afrika’nın dilenci kutusuna bakın. Fena halde sızdırıyor.

Sızdıran bu kutuya, daha çok para, daha çok yardım yağdırmamız gerektiğini düşünen kişiler var. Sızıntılar neler? Yolsuzluk, tek başına, Afrika’ya yılda 148 milyar dolara mal oluyor. Evet, bunu bir kenara koyun. Sermayenin Afrika dışına kaçışı, yılda 80 milyar.

Bunu da bir kenara koyun. Yiyecek ithalatını ele alalım. Her yıl, Afrika, yiyecek ithalatına 20 milyar dolar harcıyor. Tüm bu sızıntıları toplayın. Şimdi 1960’lara geri dönelim, Afrika sadece kendini beslemiyor, ayrıca yiyecek ihraç ediyordu. Fakat artık değil.

Bazı şeylerin temelde yanlış gittiğini biliyoruz. Siz, bunu biliyorsunuz; ben, bunu biliyorum, fakat bu hatalar hakkında konuşarak zamanımızı harcamayalım öncelikle, kendimize bu önemli soruyu sorarak başlıyoruz; ”Afrika’da kime yardım etmek istiyoruz?” İnsanlar var daha sonra hükümet ya da liderler.

Şimdi, benden önceki konuşmacı Afrika’da berbat liderler olduğunu ifade etti. Bu niteleme, bence, oldukça sevecen.

Bir Afrika İnternet tartışma forumuna üyeyim ve onlara sordum, dedim ki ”1960’tan bu yana tam olarak 204 Afrika devlet başkanı geldi, 1960’tan bu yana.” Ve onlardan bana sadece 20 tane iyi lider, belki siz de, kendinizi bu liderlik hususunda sorgulamak istersiniz. Onlardan sadece 20 isim söylemelerini istedim.

Demek istediğim şu ki bana 20 isim söyleyebilselerdi bile bu, size ne anlatacaktı? 204 kişiden 20 kişi demek, Afrikalı liderlerin büyük bir çoğunluğu halkını yüzüstü bıraktı. Ve eğer onlara bakarsanız, sömürge sonrası liderlerin listesinde askeri sınıf öndedir. İsviçre-bankası sosyalistleri, timsah kurtarıcıları, vampir elitler ve sahte devrimciler.

Şimdi bu liderlik, Afrikalıların yüzyıllardır bildiği geleneksel liderlerden dağlar kadar farklı. Afrika’ya yardım etmeye çalışırken yaptığımız ikinci yanlış da; bazen, Afrika’da hükümet diye adlandırılan şeyin kendi insanlarını umursadığını, insanların yararına hizmet ettiğini ve insanları temsil ettiğini düşünmemizdir. Lesotho başkanının bir keresinde söylediği bir söz var. Der ki: ”Burada Lesotho’da bizim iki tane sorunumuz var: fareler ve hükümet.”

Hükümet olarak anladığımız şey Afrika ülkelerinde mevcut değil. Aslında, bizim hükümet olarak adlandırdığımız şey vampir devletleridir. Vampirler, çünkü kendi halklarının ekonomik gücünü emiyorlar. Afrika’daki sorun hükümettir. Hükümet olan bir vampir devletidir.

Yani devlet kaynaklarını kendilerini, dostlarını ve kabile üyelerini zenginleştirmek için kullanan; diğer herkesi hariç tutan bir topluluk tarafından gasp edilen bir hükümet. Afrika’daki en zengin kişiler; devlet başkanları ve bakanlar; sıklıkla da devlet başkanının ta kendisi.

Bunlar, paralarını nereden buluyor? Servet üreterek mi? Hayır. Acı çeken insanlarının sırtından haksız kazanç elde ederek. Bu servet üretmek değil, servetin yeniden dağıtılmasıdır.

Farkında olmamız gereken üçüncü temel nokta ise eğer Afrikalı insanlara yardım etmek istiyorsak Afrikalı insanların nerede olduğunu bilmemiz gerektiğidir. Herhangi bir Afrika ekonomisini ele alın. Afrika ekonomisi üç sektöre ayrılabilir.

Modern sektör, enformel sektör ve geleneksel sektör. Modern sektör, elitlerin kerpiç toprağıdır. Hükümetin koltuğudur. Birçok Afrika ülkesinde, modern sektör kayıptır. Bu, sifonksiyoneldir. Bu, elitlerin kendilerinin de anlamadığı ithal sistemlerin ahlaksızlığıdır.

Bu, masumların hayatlarını isteyen politik güç mücadelesinin ortaya çıktığı daha sonra biçimsel olmayan ve geleneksel sektöre yayıldığı Afrika’nın birçok sorununun kaynağıdır.

Şimdi tabi ki de modern sektör birçok kalkınma yardımı ve kaynağının gittiği yer. Fildişi Sahilleri’nin kalkınmasının yüzde 80’ninden fazlası modern sektöre gitti. Diğer sektörler, enformel ve geleneksel sektörler, Afrikalı insanlarının çoğunluğunu bulacağınız yerlerdir.

Afrika’daki gerçek insanları bulacağınız yer orasıdır.  Eğer insanlara yardım etmek istiyorsanız, insanların olduğu yere gidin sağduyusuna ihtiyaç var. Fakat biz bunu yapmadık. Aslında, biz, enformel ve geleneksel sektörleri görmezden geldik. Geleneksel sektör, Afrika’nın kendi tarımını ürettiği yer, Afrika’nın kendini besleyememe nedenlerinden biri; bu sebeple Afrika, yiyecek ihraç etmek zorundadır.

Tamam, Afrika’yı enformel ve geleneksel sektörleri görmezden gelerek kalkındıramazsınız. Ve enformel ve geleneksel sektörleri de, bu iki sektörün nasıl işlediğini operasyonel bir anlayışla kavramadan kalkındıramazsınız. Size biraz açıklayayım, bu iki sektörün kendi yerel kuruluşları vardır.

Bunlardan birincisi, politik sistem. Geleneksel olarak, Afrikalılar hükümetlerden, tiranlıktan nefret ederler. Eğer onların geleneksel sistemlerine bakarsanız, Afrikalılar, kendi devletlerini iki şekilde organize ediyorlar. Birincisi, devletin muhakkak acımasız olduğuna ve böylece merkezi sistemle yapacakları hiçbir şey olmadığına inanan bu etnik topluluklara aittir.

Başkanları olan diğer etnik gruplar, başkanlarla çevrili olmalarını ve bu başkanların güçlerini kötüye kullanmalarını önlemek için meclis üstüne meclis olmasını garanti altına almışlardır. Örneğin; Ashanti geleneğinde başkan, ihtiyarlar meclisinin oybirliği olmadan karar veremez.

Meclis olmadan, başkan bir yasayı geçiremez. Eğer başkan, insanların isteğine göre yönetmezse görevden alınır. Bunu da yapmazlarsa, insanlar başkanı bırakırlar. Başka bir yere giderler ve yeni bir yerleşim kurarlar. Eski Afrika imparatorluklarına baktığınızda; hepsi, tek bir prensip çevresinde düzen kurmuşlardır. Büyük oranda yetki devri, gücün merkezden dağıtılması ile karakterize edilen konfederasyon prensibidir.

Bu, Afrika’nın doğal politik mirasının bir parçası. Bunu, Afrika üzerinde kurulan elit tabakayı yöneten modern sistemlerle karşılaştırın. Aralarında dağlar kadar fark var. Geleneksel Afrika’daki ekonomik sistemde, üretim araçları, özel mülkiyete ait. Sahipleri geniş aileler. Ancak Batı’da ise temel ekonomik ve sosyal birim, bireydir.

Amerikalı ”Ben, ben olduğum için benim ve her zaman istediğim her şeyi yapabilirim” diyecektir. Vurgu ”Ben” üzerindedir. Afrika’da Afrikalılar, ”Ben, biz olduğumuz için benim” der. ”Biz”, toplumu ifade ediyor yani geniş aile sistemini. Geniş aile sistemi, kaynaklarını bir havuzda bir araya toplar.

Çiftlikleri vardır. Onlar, ne yapılacağına, ne üretileceğine karar verirler. Onlar, başkanlarından emir almazlar. Hasatlarını ürettiklerinde, üretim fazlasını pazarlarda satarlar. Kâr ettiklerinde, bu kâr onlarındır, başkanları tarafından el konulmak için değildir.

Bu nedenle, geleneksel Afrika’da sahip olduğumuz fındıkkabuğu, yani serbest-pazar sistemiydi. Sömürgeciler ayak basmadan çok önce Afrika’da pazarlar mevcuttu. Timbuktu, büyük bir pazar kasabasaydı. Kano, Salaga, hepsi oradaydı.

Afrika’nın yerel kurumlarına geri dönelim. Bu, bizim enformel sektörlere, geleneksel sektörlere, Afrikalı insanları bulabileceğiniz yere girmeleri için Çitaları görevlendirdiğimiz yer. Ve biliyorum ki Çitalarla, Afrika’yı bir gün geri alabiliriz.

 

George Ayittey

Ted Konferansı

WhatsApp WhatsApp'tan Sor