Köşe Yazıları

Bir İnsanlık Dramı Olarak Afrika’da Su Sorunu

İnsan ve canlı hayatının devamı için vazgeçilmez bir doğal kaynak olan su, yeryüzüne eşit bir şekilde dağılmamıştır. Bu dengesiz dağılım dünya genelinde tatlı su kaynaklarına ulaşım imkânlarını kısıtlamıştır. Özellikle Afrika gibi gelişmemiş ülkelerde su kaynaklı sorunlar giderek artmakta ve silahlı çatışmalara kadar varabilmektedir.

Uluslararası kuruluşların bu noktadaki taraflı tutumu ve sömürgeci batılı ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarları olayın bir insanlık dramı şeklini almasına neden olmuştur.

Su, canlı hayatının devamı için ikamesi olmayan doğal bir kaynaktır. Bu yönüyle su, dünyadaki diğer doğal kaynaklardan ayrılmakta ve ayrı bir önem arz etmektedir. Dünya genelinde hızlı nüfus artışının yanı sıra, küresel ısınma, endüstrileşme, yer altı ve yer üstü kaynaklarının aşırı şekilde sömürülmesi gibi sebeplere bağlı olarak dünya genelinde bazı bölgelerde tatlı suya erişimde ciddi sıkıntılar meydana gelmektedir.

Ülkeler yerel ve bölgesel ölçekte, uluslararası kuruluşlar ise küresel ölçekte yakın gelecekte yaşanması muhtemel susuzluk sorununu çözmek için önlemler almaya çalışmaktadırlar.Bu amaçla bir taraftan belli periyotlarla yerüstü ve yeraltı su ölçümleri yapılırken diğer taraftan ülkeler arasında su kaynakların kullanımı ve paylaşımı konusunda ortaya çıkan sorunların çözülmesi yönünde ulusal ve küresel düzenlemelere gidilmektedir.

Yakın gelecekte tüm canlılar için hayati önem arz eden su kaynaklarının kullanılması ve paylaşımı noktasında ciddi problemlerin yaşanma ihtimalinin giderek artacağının işaretleri her geçen gün daha da belirginleşmektedir.

Bu konuda başta Birleşmiş Milletler olmak üzere birçok ulusal ve uluslararası kuruluş susuzluk yaşanan ve yaşanma ihtimali yüksek olan bölgelerle ilgilenmekte, yaşanan ve yaşanabilecek sorunlar için alınması gereken önlemlerle ilgili tedbir paketleri açıklamakta ve sorunlara çözüm önerileri geliştirmektedir.

Her yıl “su” konusunda düzenlenen kongre, sempozyum, panel ve forumlar düzenlenirken kamu kurumları ve vatandaşların, suyun önemi, etkin ve verimli kullanımı konusunda bilinçlendirilmesi için sosyal ve akademik çalışmalara öncelik verilmektedir.

İşte bu noktada Afrika su sorunlarının yaşandığı kıtaların başında gelmektedir. Bir taraftan yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizlikle mücadele edilirken diğer taraftan siyasi istikrarsızlık, etnik çatışmalar, iklim değişikliği ve beşeri ve doğal kaynaklı sorunları nedeniyle temiz su kaynaklarına ulaşım problemi her geçen gün artış göstermektedir.

Öyle ki Afrika da yaklaşık bir milyar insan sağlıklı ve temiz suya ulaşım imkânlarından mahrumdur. Bu durum küresel ölçekte her sekiz kişiden birinin suya erişememesi anlamına gelmektedir. Aslında Afrika kıtası doğal güzellikleri, zengin yeraltı kaynaklarını, büyük gölleri, geniş nehirleri ile su kaynakları açısından zengin bir kıtadır.

Fakat kıtada ardı arkası kesilmeyen siyasi, ekonomik, çevresel ve bölgesel problemler sebebiyle kaynaklara özelliklede su kaynaklarına ulaşım imkânları geliştirilememektedir.

Afrika kıtasının çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan Etiyopya ve çevre ülkelerindeki çöl alanlarında temiz suya ulaşım kısıtlı olduğu için halkın büyük bir kısmı aynı su kaynağını kullanmak zorunda kalmaktadır. Kabile kültürünün halim olduğu Afrika ülkelerinde bu durum silahlı çalışmalara varan gerginliklere yol açabilmektedir.

BM verilerine göre Afrika’daki insanları %66’sı kurak ve yarı kurak yerlerde susuzluk problemi yaşamaktadır. Küresel ısınmanın en fazla hissedildiği Afrika kıtasında bu oran giderek artış göstermektedir. Örneğin Afrika boynuzu ve Namibya Çölüne neredeyse hiç yağış düşmüyor.

Öte yandan, Somali, Cibuti, Kenya, Uganda ve Etiyopya gibi ülkeler, uzun bir aradan sonra tarihlerindeki en ciddi kuraklık dönemlerini yaşamaktadırlar. Aylardır toprağa tek damla yağmurun düşmediği Afrika’nın bu talihsiz coğrafyasında şiddetli kuraklık 10 milyonu aşkın insanın hayatını tehdit etmeye devam ediyor.

Yine BM verilerine göre, sadece Somali’de 3,5 milyon insan açlık ve temiz suya ulaşım sorunundan dolayı ölümle yüz yüze gelmiş durumda. Bu durum susuzluk ve açlık çeken ülkelerden sosyo-ekonomik olarak biraz daha iyi durumda olan komşu ülkelere yönelik kitlesel göçlerin artarak devam etmesine neden olmaktadır.

Son birkaç ayda 28 bin çocuğun açlık ve yetersiz beslenmeden kaynaklı sorunlardan dolayı hayatını kaybettiği kaydediliyor. BM Dünya Gıda Programı yetkililerinin aylar öncesinden tüm dünyaya acil yardım çağrısı yapmış olmasına rağmen, ihtiyaç duyulan 1,6 milyar dolarlık yardım fonuna sağlanan katkı ise son derece zayıf kalmaktadır.

Öyle ki artık Afrika da bir köy akarsu yakınında kurulmuşsa şanslı sayılmaktadır. Fakat küçük bir akarsudan birkaç köy içme ve kullanım amaçlı su çekiyorsa bu durum ciddi problemlere neden olmakta ve köylüler kilometrelerce uzaktan başlarının üstünde kaplarla evlerine su taşımak zorunda kalmaktadır.

Bu su sorunları sağlık sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Temiz su yoksunluğu çeşitli salgın hastalıklara yol açarken akarsuyun yakın olduğu yerlerde de suyun taşıdığı bilharzios, uyku hastalığı, nehir körlüğü, gine kurdu, sıtma gibi hastalıklar yaygın olarak görülmektedir. Kolera, tifo, dizanteri, zatürre gibi hastalıklar kıta genelinde rekor sayıda çocuğun ölümüne sebep olabilmektedir.

Bir köyde açılacak bir-iki su kuyusu civardaki birçok köyün sağlıklı suya erişimini sağlamada genellikle yeterli olabilmektedir. Fakat yoksulluk ve az gelişmişlik nedeniyle birkaç yüz metre derinlikteki suya ulaşmak kırsal kesimlerde yaşayan Afrikalı halk için mümkün olamamaktadır. Ayrıca köylülerin suyu çıkaracak delici aletlere ve pompalara ulaşmaları neredeyse imkânsızdır.

Bu durumun uluslararası bir yardım desteği olmadan çözülmesi pek mümkün gözükmemektedir. Fakat yapılan yardımlar ihtiyacın çok altında bir seyir göstermektedir. Bu noktada en merhametli ve duyarlı ülkelerin başında yine Türkiye gelmektedir.

Türkiye’den kurumsal anlamda merkezi Türkiye’de bulunan birçok uluslararası sivil toplum kuruluşu Afrika kıtasının tamamında din ve renk ayrımı yapmadan ve hiçbir sömürge çıkarı olmadan bölgeye gıda ve sağlık yardımları ulaştırmaya çalışmaktadır.

Bu kapsamda her yıl yüzlerce su kuyusu açılarak bölgede binlerce kişinin temiz su kaynaklarına ulaşımı sağlanmaya çalışılmaktadır.Öte yandan Afrika yaşanan bu insanlık dramına batılı ülkelerin sergilediği insani duyarsızlık şiddetle eleştirilmektedir. Sorun aslında açlığın ve susuzluğun pençesine düşen insanların siyahi ve Müslüman olmaları mı, sorusu bölge halkları tarafından sıklıkla gündeme getirilmektedir.

Ayrıca Afrika’yı da etkileyen küresel ısınmanın temel kaynağı olarak gösterilen endüstriyel üretimin sağladığı zenginlik ve refahın nimetlerinden sömürgeci bir anlayışla faydalanan gelişmiş batılı ülkeler, iş küresel sistemin mağduru olan Afrika’daki fakir ülkelere yardım etmeye gelince son derece duyarsız ve cimri davranmaktadırlar.

Aynı dünyayı paylaşan insanların kaderlerinin birbirlerine bağlı olduğunu; yeryüzündeki güvenlik ve barışın ancak herkesin temel insani ihtiyaçlarının sağlanmasıyla mümkün olacağını ve bu nedenle de halkların birbirlerine karşı ahlaki ve insani anlamda sorumluluk duyması gerektiği gerçeğini görmezden gelmeye devam etmektedirler.

Afganistan’da haftada beş milyar dolar harcayan ve Afrika’da Cibuti merkezli olarak kurduğu AFRICOM askeri komutanlığı için yılda 300 milyon dolar ayıran ABD nin bile, Afrika acil yardım fonuna şimdiye kadar yalnızca 28 milyon dolarlık katkı sağlamış durumda olması taraflı tutumu en belirgin şekilde ortay koymaktadır.

Diğer batılı ülkeler de ABD’den farklı değil. Afrika kıtasındaki yatırımları giderek artan ve bölgeyle olan yıllık ticari hacmi 50 milyar dolara ulaşan Çin de açlık ve kuraklıktan etkilenen bölge halkına yönelik yeterli ilgiyi göstermiyor. Oysa yılda 1,2 trilyon dolarlık parayı savunma ve savaş için harcayan dünya devletleri, bu paranın zekâtı kadar bir miktarı açlık ve kuraklıkla mücadele için harcayabilseler, bugün Afrika’da yürek yakan insanlık trajedisinin şiddeti bu denli olmazdı.

Sonuç olarak Afrika’nın açlık ve susuzluk sorununun sadece küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi doğal şartlardan kaynaklandığını söylemek pek mümkün değildir. Sorunun kökeninde Afrika kıtası üzerinde yüzyıllardır süren jeopolitik ve ekonomik çıkar çatışmaları yatmaktadır.

Özellikle sömürgecilik sonrası dönemde de Afrika’da güçlü merkezi hükümetler kurulamadığı gibi, iç siyasi çekişmeler de Afrika ülkelerinin siyasi ve ekonomik gelişmesini engellemiştir. Öyle ki yüzyıllar süren sömürgecilik dönemi, bir yandan halkın yüzlerce yıl gıda üretimi anlamında kendi kendine yetmesini sağlayan üretim sistemini bozmuş, diğer yandan ise yerel ticaret ağlarını da öldürmüştür.

Bu durum ekonomik olarak gelişemeyen Afrika ülkelerinin temiz su kaynaklarını ulaşmalarını engellemiştir. Bugün gelinen noktada ise Afrika’ya iki el uzanmaktadır. Bunlardan birisi sömürü diğeri ise yardım eli. Ne yazık ki uluslararası kuruluşların taraflı tutumu ve sömürgeci batılı ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarları, sömürgeci eli güçlendirmiş ve olayın bir insanlık dramı şeklini almasına neden olmuştur.

ÖMER FARUK BILBAY

WhatsApp WhatsApp'tan Sor