DAHA AYDINLIK BİR DÜNYA İÇİN ÇALIŞIYORUZ
BAĞIŞ YAP
21 Mart 2020

Bir de Benim Bugüne, Huzuruma, Vuslatıma Daha Yeni Açılan Gözlerimden

Sıradan bir pazar gününe, Jessica olarak gözlerimi açmıştım Güney Afrika’da. Her haftasonu olduğu gibi elimizde olan malzemeler ile kahvaltımızı yapmıştık konteynır evimizde. Akabinde bir telaş içerisinde küçücük, kendi alanıma sahip olmadığım minicik evimizde, kiliseye gitmek için ayrılan kıyafetlerimi giymiştim. Hani pazar günü ya, annem elimden tutup arkasından çekiştirerek, boynumuzda haç kolyemiz ile kilisenin yolunu tutmuştuk. Her pazarımız böyle geçer ama bugün içimde tarif edemediğim bir umut, farklı bir pazar olacakmış gibi hissediyordum, bir farklı açmıştım gözlerimi sanki.

Ve işte oradaydım, rahibin bir şeyler vızıldadığı bir yandan koro halinde şarkı söyleyen bir karmaşanın ortasında. Hayatıma çokta renk katmayan bir inanç olmakla beraber, yüksek korkunç heykellerin tepelerde olduğu, ürpertici soğukluğu ve şarkı seslerinin yankılanması ile beraber, içimde anlatılmaz bir huzursuzluk oluşuyordu yine.

Her Pazar anlam veremediğim kilise ziyaretleri sadece benim içimi sıkan bir eylemden başka bir şey değil idi.

Ama bugün bir farklı bakıyordu annem yüzüme. Neyseki bu faslı atlattıktan sonra ben evimize doğru yöneldiğimde, annemin beni kolumdan tutarak tam ters istikamete yönlendirdi ve yürümeye başladık.

Annemin elindeki bavulu fark etmemişim, acaba bir yere yolculuk mu vardıki? Bir yere gidecek pek paramızda yoktu aslında.

Nice düşünceler kafamda dolanıyor iken annem başladı konuşmaya “canım kızım, artık çok dikkat çeker oldun, 12 yaşına girdin. Biliyorsun bizim yaşadığımız yer pek güvenli olmayıp, etraftakilerin bakışlarını senin üzerinde hisseder oldum. Benim görevim seni korumak ama bizim çevrede kaldığın müddetçe bunu yapabileceğimi düşünemiyorum. Bir takım araştırmadan sonra, Durban ’ın en güvenilir kuruluşuna denk gelerek, okul eğitiminide alabileceğin özel bir müslüman okuluna müracaatta bulundum. Çok mutlu olarak müracaatımı kabul ettiler ve ayrıca masraflarınıda bizzat kendileri karşılıyorlarmış, yoksa benim okutacak bir param yokki sende biliyorsun. Oraya gittiğinde artık bir müslüman olacaksın. Bildiğin üzere herkes burada istediği dini yaşamakta özgür. Fakat orada benim için asıl önemli olan hem okul eğitimini alacaksın, hemde güvende olacaksın.Bir  anne başka ne isteyebilirki?”

Annem neler diyordu böyle. Beni bir yere götürecekmiş orası güvenilir diye. Müslüman mı dedi? Müslüman bir okul. Bu kulağıma neden bu kadar hoş geldiki şimdi? Müslüman, bu tam olarak nedirki acaba? Din dedi sanırım. Ben niye hiç duymadım? Okul ve müslüman okulu ayırt eden bir şey mi vardıki? Bir şey olması lazımki duyduğumda bu içimi titreten lafız boş bir şey olamazki. Kalbime ne oluyor peki? Üzüntü? Heyecan? Yoksa Sevinç mi?Tarif edemediğim bir hareket var içimde dolanan.

Ve işte bir anda durduk kocaman ihtişamlı bir kapının önünde. Müslüman okul kapısı böyle oluyormuş demekki. Kalbimin sanırım ayarı bozuldu bir tuhaf atıyor, kendine gelir misin lütfen!

Zile bastıktan sonra o kocaman kapı birden açılıverdi.

Arkasında palmiyelerin boy boy olduğu, kocaman bir bahçesi olan, etrafı yeşillikler ve envai meyveler ile çevrilmiş, adeta bir cennet sarayı tadında bir köşk. Birde yeşilliğin arasında beni ayakta bekleyipte tebessüm eden biri siyahi, biri beyazi, başlarında örtü ile karşılayan iki yüz. İlk defa buraya geliyor ve ilk defa o iki kişiyi görüyor olmama rağmen, neden bu kadar tanıdık geldiki yüzleri bana? Hele beyazi olan bana neden bu kadar güzel bakıyor, sanki ailesindenmişim gibi. Beni tandığı birine benzetmiş olabilir mi ki?

Aklımda şu an fırtınalar kopuyor, hele kalbim, sana ne oluyor?

Bizi içeri davet ederek ikramda bulundular. Bizim evimizden daha büyük bir odada oturuyorduk. Çok temiz ve aydınlıktı, gerçekten bir yerin bu kadar temiz olabileceğini hiç düşünemezdim doğrusu. Neden bu kadar temizki? Müslüman okulu böylemi oluyordu ki? Temiz mi olması lazım aslında oturduğumuz yerlerin? Neyse çok kafam karıştı.

Yeşil halısına odaklanırken, sandalyelerin ihtişamı dikkatimi çekmeye başardı.

Gözlerim böyle büyülenmiş etrafı süzüyorken, bir baktımki annem ayağa kalkıp vedalaşıyor benimle. “Bundan sonra hayatın birazcık değişecek, korkma!” diye fısıldayıp, yanağıma bir buse kondurarak, ayrıldı odadan öylece.

Ben o kilise içerisindeki huzursuzluğumdan kurtulmuş, anlatamadığım ve bütün vücudumu saran heyecanım ile, bana iki samimi, içten, parlayan gözlerin karşısında oturuyordum şimdide. Anlattıklarına göre benim hocalarımmış. Hoca öğretmen demekmiş müslüman okulunda. Ama her şeyden sorumlu bir öğretmen, oturmamızdan kalkmamıza, yatmamızdan, yememize, içmemize kadar, her şeyden sorumlularmış. Demekki müslüman öğretmenler böyle oluyormuş. Kendileride böyle oturup kalkmayı bilen, düzgün ve temiz giyinimli insanlar, her hallerinden belli.

Bana bir liste gösterdiler ve kulağıma hoş gelecek olan, böyle yüreğimle bütünleştirebileceğim bir isim seçmemi istediler. İsimlerin her zaman böyle güzel manası olması gerekiyormuş, müslümanlarda öyle oluyormuş çünkü. Gösterdikleri isimlerinde hep güzel anlamları ve birde bir hikayesi varmış.

Benim ismim vardı aslında, Jessica. Hiç anlamı olup olmadığını bile bilmediğim, bunun için aslında hiç kafamı bile yormadığım bir nokta olduğunu fark ettim. İsmimi hiç düşünmemiştimki. Annemin bana öylesine kulağına hoş geldiği için koyduğu bir isim.

Listeye baktığımda Züleyha çarptı gözüme. Züleyha. Nasıl okunulduğunu söyledi hocalarım bana. Züleyha diye söylediler yine. Ne kadar akıcı, sakin ve duru bir isimdi. Züleyha dedikçe de içim bir hoş oldu. Züleyha. Su perisi demekmiş Yusuf Peygamberin eşinin ismi imiş, öyle söylediler hocalarım. Arapça diye bir dil varmış oradan geliyormuş.

Peki bana bu kadar yabancı olan bir dilin ismi, bana neden bu kadar yakın gelmişti? Neden böyle içimde yanan bir şeyler olduğunu hissediyordum? Bak yine kalbimden doğru hareketler başladı. İyimisin kalbim?

Evet, benim adım Züleyha olmalıydı. Züleyha ..

Hocalarım ismimi tasdikleyerek şimdi birde Kelime-i şahadet getirmemi söylediler. Onlar bana telkin ettiklerinde, içimdeki o hareketli yangın bir anda ateşe dönüyormuş gibi hissetim.

Bu lafızlar, bu güzel tonlamalar, harflerin birbiri ardınca bu kadar güzel dizilmeside neyin nesi idi? Bu söyledikleride Arapça imiş, hani benimde şimdi seçmiş olduğum ismimin kökünün olduğu dilden. Birde manasını söylediler ya bana, ben şehadet ederimki Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederimki Muhammed Mustafa sav onun kulu ve peygamberidir.

Allah bizim yaratıcımızmış. Allah. Dilim söyledi, kalbimde bir fırtına koptu. Allah dedim yine, içinde binlerce mana barındırıyor gibi hissetim.

Sevgili kalbim, sen şimdiye kadar hayatıma eşlik edermiydin? Ben seni hiç böyle tanımamıştım. Böyle özlediğin bir ana kavuşuyormuşsun gibi hissediyorum. Canım kalbim, sen hep benim içimdemiydin?

Hocalarım Kelime-i Şehadeti tekrarlayarak, benimde onlarla birlikte tekrarlamamı istediler.

Bir anda baktımki, onlar bana tekrar etmeden, kalbimden dilime doğru bir bağlantı kurulduğunu hissederek, bir anda “Eşhedü enlaa ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasülühü” diye bu lafızlar, bu güzel kelimeler dökülüverdi ağzımdan, öylesine.

Daha ilk defa duyduğum, farklı bir dilde olan bu cümleleri nasıl olurda bu denli düzgün bir şekilde ezbere söyleyebildimki acaba şimdi? Bu gerçekten ben mi idim? Bu bir vuslatmıydı ki acaba? Artık kalbim bir motor gibi çalışıyordu, yanan bir motor gibi, adeta o yangının tadını alıyordum damağımda.

Hocalarım beni kucaklayarak tebrik ettiler ve diğer arkadaşlarımın yanına götürdüler, bir baktım birbirinden farklı renklerde tenleri, hepsi bir mutluluk içerisinde, meğer benim için seviniyorlarmış. Bir Bayram havası vardı sanki gözlerinde, kalbime doğru fışkıran bir aydınlık vardı.

Hepsi sıra halinde hoşgeldin kardeşim diyip, sarıldılar. Kardeşim? Kardeşlerim? Müslümanlarda bu kadar çok mu kardeş vardı? Anne babamız ayrı olan, farklı ten renklerine sahip, bir sürü kız kardeşlerim mi olmuştu benim yani şimdi.

Sadece 2 cümle söyleyerek mi buna nail olmuştum? Bu nasıl bir ikram idi? Kalbim sana ne oluyor böyle yerinden çıkacakmışsın gibi hissediyorum .

Tebrikler bittikten sonra kardeşlerim namaza geçti. Müslüman olunca günde 5 vakit namaz varmış. O beni çok derinden etkileyen Arapça lafızlarından oluşan nice daha cümleler ezberleyip, usülü üzerine kılmak varmış.

Tabi birde abdest. Su perisiyim ya ben artık birde, namazı su ile temizlendikten sonra kılabilirmişim, çünkü gönül sahibinin huzuruna çıkıyormuşuz kılarken.

Bana ait olan bir yatak birde dolap tahsis ettiler. Benim artık kız kardeşlerim ile birlikte kocaman paylaştığım bir alan içerisinde, bana ait, bana özel bir yatağım vardı.

Yatağıma yattığımda şöyle bir gözden geçirdim bugün olanları.

Müslüman okulu temizliğine çok dikkat ediyordu, yemek saatlerine, namaz saatlerine, ders saatlerine ve yatış saatlerine. Hiç görmediğim bir düzen ama düzenli olmak ne güzelmiş. Uzak ülke Türkiyeden gelen, sırf bize bilgisini aktarmak için nice diyarlardan geçen hocamızda var aralarında. Oralarda bizden çok bahsederlermiş ve bizleri çok severlermiş. 11 000 km uzaktaymış o ülke. Annesi babası orada. Sırf bizi görmeden önce bile çok sevdiği için, rüzgar onu buraya atıvermiş. Sadece uzaktaki kardeşlerine özlemini dindirmek için, her şeyi geride bırakıp gelmiş.

O kadar uzaktan gelen biri, benimde ablam, hocam, annem, yol göstericim olmuştu bugün.

Bugün benim doğduğum gün olmuştu. Bugün vuslat vuku bulmuştu. Meğer şimdiye kadar hep birbirinden yabancı diyarlarda dolanmışım, hiç bilmeden, görmeden, duymadan… Bugün ise vuslat vuku bulmuştu. Hiç yüzlerini görmediğim kardeşlerime, hiç daha dokunmadığım yatağıma, sesini bile şimdiye kadar işitmediğim hocama, ben hiç bilmediğim diyarlara hasretmişim meğer.

 

Hiç daha tatmadığım bir huzurla uyandım bugün. Hocamın “kardeşim Züleyha haydi sabah namazına” diye rahatlatıcı sesi ile güne başladım bugün.

Gözlerimi Züleyha olarak açmıştım bugün. Artık bu gözler Züleyha olarak görüyor, ağlıyor, parlıyor ve seviniyordu.

 

Bugün benim beyaz sayfam, yeni hayatım, yeni bir başlangıcım, çünkü gözlerimi Züleyha olarak açtım bugün.

Duru , sade, saf ve tertemiz…

Raziye Çorbacı

Telif hakkı Diversity Farklılık Derneği’ne aittir.

PAYLAŞ:
Whatsapp'tan Sor