Köşe Yazıları

Afrika için doğru yardımın önemi!

Benim kültürümde bir deyiş vardır eğer bir tomurcuk, bir ağacı bir şey söylemeden terk ederse bu tomurcuk, genç bir tomurcuktur. Bu durumda, ben, genç olmadığımdan ve çok yaşlı olduğumdan, yine de bir şey söyleyeceğim.

Birleştirmemiz gereken iki şey olduğunu söylemek istiyorum. Batıda medyanın Afrika’ya nasıl yer verdiği ve bunun sonuçları. Çaresizlik, yardımsızlık ve umutsuzluğu sergileyerek, medya, Afrika ile ilgili olarak sadece ve sadece gerçeği anlatmaktadır. Buna rağmen, medya bizlere bütün gerçeği anlatmamaktadır. Çünkü çaresizlik, iç savaş, açlık ve kıtlık, Afrika gerçeğinin parçası olmalarına rağmen, gerçeklik, sadece bunlardan ibaret değildir.

Afrika da 54 devlet buluyor. sadece 6 ülkede iç savaş var, bu, medyanın sadece altı ülkeye yer verdiğini gösterir. Afrika’nın geniş imkanları bulunmakta, ancak, Batı medyasının izleyicilerine geniş biçimde sunduğu çaresizlik ve umutsuzluk söyleminden yer bulamamaktadır.

Afrika’nın temel zayıflıklarının olduğunun kabul edilmesinin önemli olduğunu söylemek isterim. Ancak, aynı şekilde imkanları ve pek çok potansiyeli de var. Afrika’nın karşı karşıya bulunduğu mücadeleyi, yoksulluğun azaltılması denen bir çaresizlik mücadelesinden bir umut mücadelesi çerçevesine oturtmamız gerekiyor. Biz bunu bir umut mücadelesi olarak adlandırıyoruz, ve bu değecek bir çabadır. Afrika ile ilgilenen herkesin karşı karşıya bulunduğu mücadele, yoksulluğun azaltılması mücadelesi değildir. Bu, zenginlik oluşturmanın mücadelesidir.

Bu iki şeyi değiştirdiğimiz de Afrikalıların yoksul olduklarını ve yoksulluğu azaltmaları gerektiğini söylerseniz, uluslararası iyi dilek kartellerini kıtaya çağırmış olursunuz, ne ile? Hastalar için ilaç, açlar için yiyecek ve iç savaş mağdurları için barış birlikleri ile. Ve süreç içerisinde, bunların hiçbirisi verimli olmaz, çünkü, Afrika’nın temel problemlerinin sonuçlarını tedavi edersiniz, sebeplerini değil.

Şimdi, Afrika’da zenginlik oluşturma konusunda konuşmaya başladığımıza göre ikinci mücadelemiz bir toplumda zenginlik oluşturan kesimlerin kimler olduğu meselesi olacaktır. Bunlar girişimcilerdir. bize, bunların her zaman toplumun %4’ünü teşkil ettiklerini belirttiler. Yine de bunlar da girişimcilik işini başarmaktadırlar. Çünkü bilgi, değer oluşturmanın önemli bir parçasıdır.

Ancak, uluslararası yardım camiası bugün Afrika’da ne yapıyor? Büyük miktarda paraları birinci basamak sağlık, ilk öğretim ve gıda yardımı hizmetlerine aktarıyorlar. Kıta, bütünüyle, yardıma muhtaç bir çaresizlik alanına dönüşmüştür.

Dış faktörler, size sadece bir fırsat sunabilir. Bu fırsatı kullanıp bir avantaja döndürebilme yeteneği sizin iç kapasitenize bağlıdır. Afrika pek çok fırsat almıştır, ancak, pek çoğundan fazlaca yararlanamadık. Neden? Çünkü, dış bağlantılarımızdan faydalanmamızı mümkün kılacak dahili kurumsal ve politik çerçevelerden yoksunuz.

Cotonou Anlaşmasına göre Avrupa tarafından Afrika ülkelerine Avrupa Birliği pazarlarına gümrüksüz mal ihraç etme imkanı verilmiştir. Benim kendi ülkem, Uganda’nın Avrupa birliğine 50.000 metrik ton şeker ihraç etme kotası bulunuyor. Henüz bir kilogram ihraç etmiş değiliz. Brezilya ve Küba’dan 50.000 metrik ton şeker ithal ediyoruz. Afrika’nın en başarılı ülkesi Botswana dahil, hiçbiri kotasını hiçbir zaman dolduramamıştır.

Bu durumda, ben, bugün, Afrika’nın, dünyanın geri kalan kısmıyla daha yapıcı bir ilişki kuramamasının temel sebebinin zayıf bir kurumsal ve politik çerçeveye sahip olmasının olduğunu iddia etmek istiyorum. Ve her türlü müdahale biçiminin desteğe ihtiyacı vardır, zenginlik oluşturan tarzda kurumların gelişimi, üretimi arttıran tarzda kurumlar.

Dünyadaki bütün hükumetlerin, ayakta kalabilmek için paraya ihtiyaçları vardır. Para, düzen ve asayiş gibi şeyler için gereklidir. Ordu ve polise, düzen ve asayişi sağlamaları için para ödemeniz gerekir. Çünkü hükumetlerimizin çoğu oldukça diktatörsel olduğundan, muhalefeti bastırabilmek için gerçekten orduya ihtiyaçları vardır.

İkinci yapmanız gereken şey, politik yandaşlarınıza kaynak aktarmaktır. Toplumlar hükumetlerini neden desteklemelidirler? Çünkü hükumet kendilerine yüksek maaşlı işler verir. Ya da, pek çok Afrika ülkesinde, yolsuzluktan çıkar elde etmenin kanunsuz fırsatlarını.

Gerçek, dünyada hiçbir hükümetin, Idi Amin’inki gibi birkaç istisnanın dışında, yönetim aracı olarak sadece kuvvete dayanmayı amaçlayamayacağıdır. Çoğu ülke, meşruluğa ihtiyaç duyar. Meşruluk elde edebilmek için, hükumetlerin, temel eğitim, temel sağlık, yollar, hastahane ve klinikler gibi temel hizmetleri vermesi gerekir.

Eğer bir hükümetin mali olarak ayakta kalması, kendi toplumundan toplayacağı paraya bağlı ise, böyle bir hükümet, kendi çıkarları doğrultusunda güdülenir ve daha aydınlanmış bir tarzda hükumet eder. Zenginlik ouşturanlarla oturur ve bunlarla, işlerinin boyut ve çeşitliliğini geliştirmek için gerekli politika ve kurum biçimlerini konuşur, böylece bunlardan daha fazla vergi geliri toplayabilir.

Afrika kıtasının problemi ve yardım endüstrisinin problemi, Afrika hükumetlerinin karşı karşıya bulunduğu teşvik yapısının bozulmuş olmasıdır. Hükümetlerimizin gelir arayışları konusundaki verimlilik aralığı, yerel ekonomiye değil, uluslararası donörlere bağlıdır.

Ugandalı girişimciler, Ganalı iş adamları, Güney Afrikalı girişimci liderleriyle oturmaktansa, hükumetlerimiz, IMF ve Dünya Bankasıyla konuşmayı daha verimli bulmaktadır.

Bu itibarla, Afrikalı hükumetlere uluslararası camia tarafından kendi vatandaşlarıyla verimli düzenlemeler inşa etmekten kaçınma fırsatı verilmiştir, ve böylece IMF ve Dünya Bankasıyla sonu olmayan görüşmeler başlatma olanağı sağlanmıştır öyleyse bu hükümetlere kendi vatandaşlarının neye ihtiyacı olduğunu söyleyen IMF ve Dünya Bankasıdır.

Süreç içerisinde, biz, Afrika toplumu ülkelerimizdeki politika oluşturulması, politik yönlendirme ve politik uygulama süreçlerinden dışlanmış olduk. Bizim sınırlı bir girdimiz var ve parayı veren düdüğü çalar. IMF, Dünya Bankası ve dünyadaki iyi niyetliler karteli, vatandaşlar olarak bizlerin haklarını devraldılar, ve bu nedenle hükumetlerimizin bu yaptıkları, çünkü yardıma bağımlılar, kendi vatandaşları yerine uluslararası kredi kuruluşlarını dinlemektir.

Ancak, iddiama bir çekince koymak istiyorum, ve bu çekince, yardımın her zaman yıkıcı olduğunun doğru olmadığıdır. Bazı yardımlar bir hastahane inşa edebilir, aç bir köyü doyurabilir. Bir yol inşa etmiş olabilir ve bu yol, çok iyi bir amaca hizmet edebilir.

Uluslararası yardım endüstrisinin yanlışı, bu sınırlı başarı örneklerini alıp, genelleştirip, bunlara milyarlarca ve trilyonlarca doları akıtmaları, ve tüm dünyaya yaymalarıdır, belli bir köyün, yapılan bir ufak yardım projesinin başarıya ulaşmasına imkan veren, özel ve kendine has şartlarını, yetenek ve uygulamalarını, norm ve alışkanlıklarını göz ardı etmesidir.

Yardımlar, hükümetlerin kullanımındaki kaynakları arttırır, bu da Afrika’da kariyer arayan bir kişi için hükumette çalışmayı elde edebileceği en kazançlı şey haline getirir. Devletin politik çekiciliğini arttırarak, özellikle Afrika’daki etnik olarak parçalı toplumlarda, yardım, etnik gerilimlerin ses bulmasına imkan verir, günümüzde tüm etnik grupların, dış yardım pastasına erişmek için, devlete girme mücadelesine başlamış olmaları gibi.

Afrika’nın en girişimci insanları ticaret yapma ve özel sektörde çalışma imkanı bulamamaktadır, çünkü kurumsal ve politik ortam bunlara hasımdır. Hükumetler bu durumu değiştirmiyorlar. Neden? Çünkü kendi vatandaşlarıyla konuşma gereksinimleri yok. Uluslararası donörlerle konuşuyorlar. Böylece en girişimci Afrikalılar sonunda hükumete çalışmak durumunda kalıyor, ve bu, yardıma bağımlı olmamızdan dolayı, ülkelerimizdeki politik gerginliği arttırıyor.

Ayrıca bizim için, Afrika’nın son 50 yıldır uluslararası camiadan artan miktarlarda yardım aldığını not etmenin önemli olduğunu belirtmek isterim, teknik yardım ve finansal yardım şeklinde ve diğer tüm yardım şekillerinde. 1960 ve 2003 arasında kıtamız 600 milyar dolarlık yardım aldı ve halen bizlere Afrika’da büyük bir yoksulluğun olduğu gerçek. Bütün bu yardımlar nereye gitti?

Kendi ülkem Uganda örneğini vermek istiyorum, ve buraya yardımları getiren teşvik yapısını. 206-2007 bütçesi 2.5 trilyon şilinlik bir gelir öngörüyor. Beklenen dış yardım: 1.9 trilyon. Uganda’nın cari harcamaları– cari harcamalarla neyi kastediyorum? Elden-boğaza– 2.6 trilyon. Neden Uganda hükumetinin bütçesi gelirinin %110’unu harcıyor? Çünkü bütçeye destek olan ve dış yardım olarak adlandırılan birisi var.

Ancak, bu size, Uganda hükumetinin, kendi gelirlerini verimli yatırımlara değil kamu harcamalarına ayırmaya adadığını gösterir. Kamu yönetimi, büyük oranda hamiliğe dayanır, 690 milyar alır. Ordu, 380 milyar. Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.

İşte buyurun Uganda’da 70 kabine bakanı, 114 Başkanlık danışmanı bu arada, bunlar Devlet Başkanını, televizyon hariç asla görmezler. Kendisini fiziksel olarak görmeleri, bu gibi toplumsal faaliyetlerdedir, ve bu durumda bile, danışmanlara tavsiyede bulunan kendisidir.

Bizde yerel hükumetin 81 birimi bulunmakta; her bir yerel hükumet, merkezi hükumet gibi organize olmuştur. Bir bürokrasi, bir kabine, bir parlemento, ve politik yandaşlar için pek çok iş. Devlet Başkanı, anayasayı değiştirip zaman kısıtlamalarını kaldırmak istediği zaman, sayısı 56 olan bölgelere ilaveten 25 yeni bölge oluşturmak durumunda kaldı ve sayı şimdi 81. 333 parlamento üyesi. Parlamentoyu toplamak için Wembley Stadyumu gerekir. 134 komisyon ve yarı-bağımsız hükumet organları, tamamının yönetici ve araçları bulunuyor.

Son dönemdeki bir Uganda hükumet çalışması Sağlık Bakanlığı merkezinde 3,000 dört-çekerli motorlu araç bulunduğunu göstermiştir. Uganda’da, her birinde dispanser bulunan 961 alt-birim var, hiçbirinin ambulansı yok. Öyleyse merkezde bulunan dört-çeker araçlar bakanları, daimi sekreterleri, bürokratları ve yardım projelerinde çalışan uluslararası yardım bürokratlarını taşıyorlar, bu arada yoksullar ambulans ve ilaç yokluğunda ölüyor.

Andrew Mwenda
Ted Konferansı / Uganda

Contact Person WhatsApp'tan Sor